Galatasaray–Fenerbahçe: Tekrarlanan sorunlar, yetersiz maç planı

Galatasaray, Fenerbahçe’yi 2-1 mağlup ederek liderliğini korudu ve rakibiyle arasındaki puan farkını altıya çıkardı. Ancak maçın iki takım arasında bir gollük farkla bitmesi, oyunun yakın geçtiği anlamına gelmiyor. Galatasaray’ın hem topla hem topsuz oyunda belirgin biçimde üstün olduğu, Fenerbahçe’nin ise rakibine çok az sorun çıkarabildiği bir derbi izledik.
Galatasaray’ın takım oyunu açısından Fenerbahçe’nin önünde olduğunu daha önce de söyledim. Yine de aradaki farkın bu kadar büyük olduğunu düşünmüyorum. Fenerbahçe, daha doğru bir planla bu maçı çok daha dengeli oynayabilirdi. Benim asıl eleştirim de burada. Rakibin kalitesini biliyorsunuz, kendi oyuncularınızın özelliklerini de biliyorsunuz. Maç planının bu ikisini birlikte düşünerek hazırlanması gerekiyor.
Galatasaray’ın presini, ikinci toplardaki üstünlüğünü ve baskıyı kırarken yaptığı doğru işleri konuşacağız. Ancak önce Fenerbahçe’nin neden bu kadar kolay kontrol edilebildiğini açmak istiyorum.
Uzun topların devamına hazırlanmayan Fenerbahçe
Fenerbahçe ilk yarıda geriden kısa paslarla çıkamadı. Topu kontrollü biçimde rakip yarı sahaya taşıdığı başarılı bir sekans göremedik. Galatasaray pas bağlantılarını kapattı ve Fenerbahçe sürekli uzun oynamak zorunda kaldı.
Mevcut oyuncu grubuyla Galatasaray’ın baskısına karşı derinden kısa pasla çıkmakta ısrar edilmesini ben de doğru bulmazdım. Aké’nin de olmadığı bir maçta, bu bölgede alınacak riskin karşılığı çok ağır olabilirdi. Dolayısıyla uzun oynama tercihine itirazım yok. İtirazım, takımın uzun oynayacak şekilde yerleşmemesine.
Uzun topu gönderdiğinizde ilk mücadeleyi kazanamayabilirsiniz. Önemli olan, topun düşeceği bölgede devamını oynayabilecek oyuncularınızın bulunması. İlk top rakibe gitse bile onu rahatça kullanmasını engelleyebilmeniz gerekiyor. Fenerbahçe bunların hiçbirini yeterince yapamadı. Topun indiği yerde çoğalamadı, seken toplara yeterli yoğunlukta gidemedi ve Galatasaray’ın aldığı toplarla yeniden hücum etmesine izin verdi.
İlk 17 dakikada aynı sekansı altı kez saydım. Fenerbahçe uzun oynuyor, top Galatasaray’da kalıyor ve Galatasaray yeniden hücuma başlıyor. Birkaç kötü pasla açıklanabilecek bir durum değildi bu. Takımın mesafeleri, topun devamına müdahale etmeyi zorlaştırıyordu.
16. dakikadaki örnekte geride kalan dört oyuncu vardı. Buna karşılık ilk mücadelenin çevresinde Fenerbahçe’nin kullanamadığı, rakibe bıraktığı bir alan bulunuyordu. Merkez oyuncularından birinin bu bölgeye yaklaşması, gerideki oyunculardan birinin de onun boşalttığı yeri tamamlaması gerekiyordu. Böylece ilk topun veya seken topun nereye düştüğüne göre baskı yapılabilirdi. Fenerbahçe’nin yerleşiminde bu devamlılık yoktu. Uzun oynamayı planlıyorsanız bu hareketleri, tabiri caizse kutsal kitapta yazıyormuş gibi uygulamalısınız. Çünkü sizin hücuma çıkma yolunuz bu. O topu da rakibe bırakıyorsanız kendi yarı sahanızdan nasıl çıkacaksınız?

Üstelik yalnızca açık oyunda yaşanmadı bu problem. Fenerbahçe’nin kendi sahasında kullandığı taçlar, serbest vuruşlar ve kale vuruşları da çok sık biçimde Galatasaray’a döndü. Yerleşmek için zamanın olduğu başlangıçlarda bile topun devamını hazırlayamamak, teknik ekibin açıklaması gereken bir sorun.
İlk gol, aynı sorunun devamıydı
Galatasaray’ın ilk golüne giden hücum, Fenerbahçe’nin 28. dakikada kullandığı bir taçla başladı. Top Archie Brown’a geldi. Archie kendi ceza sahasının yanından uzun oynadı ve top doğrudan Davinson’a gitti.
Burada önemli bir ayrıntı var: Archie’ye doğrudan baskı yapılmıyordu. Ancak yakınındaki pas açıları kapalıydı. Yani topu kullanacak zamanı vardı ama kısa oynayabileceği uygun bir bağlantısı yoktu. Galatasaray, topun üzerindeki oyuncuya koşmadan da çıkışı sınırlayabiliyordu.
Davinson gelen topu kafayla Osimhen’e aktardı. Osimhen Barış’a indirdi, Barış yeniden Osimhen’i gördü ve Osimhen karşı karşıya pozisyonda ters ayağıyla harika bitirdi.
Davinson’un ilk teması, Osimhen ile Barış’ın paslaşması ve bitiriş çok kaliteliydi. Ancak Fenerbahçe açısından kendi kullandığı taçtan sonra bu kadar hızlı biçimde kaleye gelinmesi üzerinde durmak gerekiyor. Uzun topun ilk temasını kaybettikten sonra da hücumun bağlantılarını engelleyemediler. Maçın başından beri tekrar eden sorun bu kez golle sonuçlandı.
Batrakov’u kimin savunacağı belli değildi
Galatasaray’ın oyununu hızlandıran en önemli oyunculardan biri Batrakov. Topu hangi bölgede aldığı kadar, almadan önce yaptığı hareketler de değerli. Sürekli yer değiştiriyor, rakibin görüş alanından çıkıyor ve pası alabileceği yeni bir açı buluyor.
Fenerbahçe bu hareketliliği savunamadı. Batrakov’un bir oyuncudan diğerine devredilerek yakın takip edilmesini bekliyordum. Yunus’un merkez bağlantılarında da benzer bir sorumluluk paylaşımı gerekiyordu. Ancak Fenerbahçe, bu oyuncuların topu almasını yeterince zorlaştırmadı.
14. dakikada Davinson’un topu kullandığı pozisyon bunun örneklerinden biriydi. İrfan, Davinson’a en yakın oyuncuydu ama bulunduğu yerden ne topa etkili bir baskı yapabiliyor ne de Batrakov’a giden pası kapatabiliyordu. Batrakov Davinson’a doğru yaklaştı, aradaki bağlantı rahatça kuruldu. Devamında çizgideki oyuncuyu gördü ve Galatasaray etkili bir pozisyon üretti.

15. dakikaya girilirken de Matteo ile Batrakov birbirlerine yakındı. Matteo derine doğru koşusunu sürdürdü, Batrakov ise durdu. Böylece yeniden boş kaldı ve topu aldı. Rakibini geçmek için ekstra bir hareket yapmasına bile gerek kalmadı. Matteo’nun koşuya devam etmesi, ona ihtiyaç duyduğu alanı açtı. Burada Matteo’nun eşleşmeyi koruması veya başka bir oyuncuya devretmesi gerekiyordu. Savunmanın da sürekli geri çekilip aradaki mesafeyi büyütmek yerine orta sahayla birlikte hareket etmesi lazımdı. Elbette savunma arkasına atılacak topu düşünmelisiniz. Ancak bunu yaparken Batrakov’a önünüzde rahatça top alma ve hücumu hazırlama imkânı veriyorsanız, başka bir problemi kendiniz oluşturuyorsunuz.
Batrakov’un performansını yalnızca boş bırakılmasıyla da açıklamıyorum. 16. dakikada yakın baskının içinden topu çıkarıp hücumu başlattığı sekans çok iyiydi. Fenerbahçe’nin üzerine geldiği anlarda da çözüm üretebildi. Topsuz oyunda kendisine alan hazırladı, topu aldığında ise o alanı çok iyi kullandı. Bence maçın en değerli performanslarından biriydi.

Bu oyuncularla nasıl bir baskı yapmak istiyorsunuz?
Fenerbahçe tamamen derinde beklemek istemedi. Rakibini orta blokta 4-4-2 ile karşıladı, belirli tetikleyiciler geldiğinde baskıyı artırmaya çalıştı. Top kaybından sonra da benzer bir karşı baskı niyeti vardı. Fakat bu oyunun gerektirdiği eforu sahadaki oyuncu grubu veremedi.
Lukaku ve İrfan öndeydi, Greenwood sağdaydı. Üçünün de savunma katkısı ve baskıya katılımı bu maçta yetersiz kaldı. Oğuz’un daha net biçimde baskıya gittiğini gördük ama onun çıkışını diğer oyuncular tamamlamadığında Galatasaray’ı sıkıştırmak mümkün olmadı.
Rakibe baskı yapacaksanız bir oyuncunun çıkması, diğerlerinin de pas seçeneklerini kapatması gerekiyor. Top bir sonraki oyuncuya rahatça ulaşıyorsa ilk koşunun rakip açısından çok büyük bir zorluğu kalmıyor. Galatasaray’ın Fenerbahçe baskısının arkasına bu kadar sık geçebilmesinin nedenlerinden biri buydu.
Fenerbahçe derine geldiğinde ise Greenwood’a sağ tarafta savunmanın beşinci oyuncusu olma görevi düşüyordu. Galatasaray’ın genişliğini bu şekilde karşılamaya çalıştılar. Ancak Greenwood bu görevi de yeterince yerine getiremedi ve savunmanın dengesi bozuldu.
Greenwood gibi bir oyuncuya bu kadar fazla savunma sorumluluğu vermeyi zaten doğru bulmuyorum. Önünde Lukaku ile İrfan’ın bulunduğu bir düzende bunu istemek daha da problemli. Üç oyuncunun eksik kaldığı işleri takımın geri kalanının sürekli telafi etmesini bekliyorsunuz.
Maç öncesinde Greenwood’un Lukaku’nun yanında kullanılması hâlinde merkezdeki eşleşmelerin Fenerbahçe’yi fazla açabileceğinden çekinmiştim. İrfan tercihini, orta sahaya daha fazla destek verebileceği için anlamlı buluyordum. Ancak sahada böyle bir kullanım görmedik. İrfan çoğunlukla Lukaku’nun yanında kaldı ve beklediğim merkez desteğini vermedi.
Hoca, Lukaku’nun indirdiği topları İrfan’ın almasını ve hücumun bu bağlantıyla başlamasını istiyordu. Birkaç sekansta bunun karşılığını da gördük. Ama bu katkı, savunmada verilenlerin yanında yeterli değildi.
İrfan o bölgede kalacaksa, Greenwood’un Lukaku’nun yanında olduğu ve Oğuz ile Kerem’in kanatları tamamladığı bir düzen neden tercih edilmedi? En azından kenarlarda daha yoğun savunma yapabilecek oyuncularınız olurdu. Nitekim Greenwood–Kerem değişikliğinden sonra Fenerbahçe’nin karşılaması daha eforlu hâle geldi. İrfan’ın attığı gol harikaydı. Son haftalardaki yükselişini de değerli buluyorum. Ancak bu maçta Lukaku, İrfan ve Greenwood’u birlikte kullanmak fazla oldu. İsmail Hoca’nın oyuncu tercihleri, oynamak istediği oyunu desteklemedi.
Galatasaray bu zaafları çok iyi kullandı
Fenerbahçe’nin sorunlarını bu kadar uzun anlatmamın, Galatasaray’ın yaptıklarını geri plana atmasını istemem. Galatasaray gerçekten çok iyi oynadı. Presiyle Fenerbahçe’yi çıkarmadı, uzun topları karşıladı ve ikinci topları kazanarak hücumlarını devam ettirdi. Rakibinin rahatlayabileceği bölümleri çok sınırlı tuttu.
Top kendisindeyken de Fenerbahçe’nin baskısını aşmak için akıllıca çözümler üretti. Torreira’nın gerideki üçlünün farklı taraflarına katılması önemliydi. Fenerbahçe’nin öndeki oyuncuları bir eşleşme kurmaya çalışırken Torreira başka bir bağlantı hazırladı. Batrakov’un hareketliliği de bu çıkışları tamamladı.

Torreira’nın katkısını yalnızca mücadele gücü üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Nerede pas seçeneği olacağı, hangi oyuncunun yanına yaklaşacağı ve gerideki yerleşimi nasıl tamamlayacağı konusunda çok iyi bir maç çıkardı. Batrakov ise topu daha ileride aldığında Galatasaray’ın hücumlarını hızlandırdı.
Fenerbahçe zaman zaman baskıya gitmiş gibi görünse de Galatasaray’ı gerçekten zorlayabildiği anlar çok azdı. Rakibin neredeyse her sekansta baskınızın arkasına geçebilmesi kabul edilebilir değil. Galatasaray bunu hem doğru yerleşerek hem de oyuncularının kalitesiyle yaptı.

Rize’de gördüğümüz sorunlar çözülmemiş
Rizespor maçından sonra 3-0’lık skora aldanmamak gerektiğini yazmıştım. Fenerbahçe’nin baskı karşısındaki çıkışları o maçta da ciddi biçimde aksadı. Merkez bağlantıları kapandığında top kenara gitti, oradan da çoğunlukla uzun oynamak zorunda kaldılar.
Maç 80. dakikaya kadar 1-0 devam etti ama bu sürede oyunu kontrol eden ve fırsat bulan taraf büyük ölçüde Rizespor’du. Fenerbahçe’nin ilk yarıdaki tek şutu savunmaya çarparak gol olmuştu. Rizespor ise bulduğu fırsatları değerlendiremedi.
Galatasaray karşısında ilk yarıda şut bile atılamaması, aynı sorunun daha güçlü bir rakip karşısındaki karşılığıydı. Rizespor’un uyguladığı baskıda zorlanan Fenerbahçe, Galatasaray’a karşı da çözüm üretemedi. Bu kez rakibin pozisyonları değerlendirecek kalitesi daha yüksekti.
O maçın ardından çıkış sorunlarının üzerinde durmamın nedeni buydu. Kazanırken de oyunda neyin çalışmadığını görmek gerekiyor. Son bölümde atılan gollerle farklı kazandığınız bir maç, bir sonraki rakibe karşı aynı sorunları yaşamayacağınız anlamına gelmiyor.
Matteo’nun rolü ve oyuncuların oyuna inancı
Özellikle 1-0’dan sonra Fenerbahçeli oyuncuların duruşlarında, oynadıkları oyuna çok inanan bir takım göremedim. Bazı oyuncuların takımla bağı kopuyormuş gibi hissettim. Dışarıdan kesin bir psikolojik değerlendirme yapmak mümkün değil ama sahadaki görüntü bende bu izlenimi oluşturdu.
Matteo bu açıdan özellikle dikkatimi çekiyor. Geçen sezon maçlardan sonra sürekli konuşan, sahada kaptanlardan biri gibi sorumluluk alan oyuncunun bu sezon çok farklı bir görüntüsü var. Kendi standardının altında ve özgüvenli görünmüyor.
İsmail Hoca’nın Matteo’yu doğru kullandığını düşünmüyorum. Oyun kurulumunda mümkün olduğunca yüzü dönük top almasını sağlayacak bir düzen gerekiyor. Yeri geldiğinde çizgiye yaklaşabilir, yeri geldiğinde savunma hattının yanında üçüncü stoper gibi konumlanabilir. Topu önünü görerek aldığında oyuna yapabileceği katkı başka.
Sürekli sırtı dönük top almasını, baskı altında dönmesini ve oradan oyun kurmasını istemek oyuncuya zarar veriyor. Matteo’nun iyi yaptığı işleri daha fazla kullanmak gerekirken onu zorlandığı durumlara tekrar tekrar sokuyoruz.
Greenwood için de benzer bir verim problemi var. Fenerbahçe’nin çok ciddi yatırım yaptığı iki oyuncudan bahsediyoruz. İkisi de yüksek kaliteli, önlerinde uzun yıllar olan ve uzun kontratlarla bu takımın parçası hâline gelmiş oyuncular. Fenerbahçe’nin uzun vadeli oyununda temel taşlardan ikisi olmaları gerekiyor.
Bu yüzden mesele yalnızca derbide kimin kötü oynadığı değil. Bu oyunculardan hangi görevlerde, hangi bağlantılarla daha fazla katkı alacağınızı belirlemeniz gerekiyor. Haftalar geçtikçe bunun daha iyiye gittiğini göremiyorum. Fenerbahçe’nin oyunu ya aynı yerde kalıyor ya da bazı bölümlerde geriye gidiyor.
Aké’nin yokluğu, rotasyonun durumunu da gösterdi
Yaz transfer döneminin berbat geçtiğini daha önce defalarca söyledim. Fenerbahçe, aldığı iki santrafordan anlamlı bir verim alamadığı gibi stoper rotasyonunu da yeterince güçlendiremedi. Aké’nin yokluğunda sol stoperde Archie Brown’un tercih edilmesi, bu sorunu bir kez daha gösterdi.
Oppong’a bu maç özelinde neden güvenilmediğini anlayabiliyorum. Sağ ayaklı bir oyuncu olarak sol tarafta, Galatasaray’ın baskısı altında top kullanmasının sorun yaratacağı düşünülmüş olabilir. Ancak kadronuzdaki üçüncü stoperi böyle bir maçta kullanamıyorsanız, üç kulvarı götürme ihtimaliniz zaten çok düşüyor.
Oppong’un yetenekli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Ben maç öncesinde Archie, Oppong ve Milan’ın birlikte yer aldığı bir üçlü savunmayı daha uygun bulmuştum. Archie’nin sol tarafta, Oppong’un da daha farklı bir görev dağılımının içinde kullanılabileceği bir yapı düşünülebilirdi. Bu tercih edilmedi.
Elbette üçlü savunmaya geçince bütün sorunlar kendiliğinden çözülmeyecekti. Ancak Aké’nin eksikliğini kabul edip buna göre farklı bir plan aramak gerekiyordu. Fenerbahçe’nin mevcut tercihi ne geriden çıkışı kolaylaştırdı ne de savunmada ihtiyaç duyulan dengeyi sağladı.
Bu oyunun karşılığı yalnızca 2-1 değildi
Galatasaray maçı 23 şut ve 2,27 gol beklentisiyle tamamladı. Fenerbahçe’nin dört şutu ve 0,31 gol beklentisi vardı. Rakip ceza sahasında topla buluşmalar da 40-10’du. Galatasaray, Fenerbahçe’nin yedi katından fazla gol beklentisi üretti ve yaklaşık altı katı şut attı.
Bu sayılar tek başına bütün maçı anlatmaz ama izlediğimiz üstünlüğün boyutunu gösteriyor. Galatasaray son tercihlerinde daha iyi olsaydı Fenerbahçe açısından çok daha ağır bir skor ortaya çıkabilirdi. İrfan’ın golüyle farkın bire inmesi, maçın genelinde yaşananları değiştirmiyor.
Galatasaray’da Osimhen, Batrakov ve Torreira’nın performanslarını çok beğendim. Osimhen ile Batrakov’u biraz daha öne koyuyorum. Batrakov, Fenerbahçe’nin hatları arasındaki alanları çok iyi kullandı ve birçok pozisyonun hazırlanmasını sağladı. Osimhen ise iki gol attı, ilk golde paslaşmanın da içinde yer aldı ve bitirişleriyle fark yarattı. Benim maçın oyuncum Victor Osimhen.
Okan Hoca’yı ve oyuncularını kutlamak gerekiyor. Rakibin sorunlarını doğru kullandılar ve maçın büyük bölümünü kendi istedikleri şekilde oynadılar.
Fenerbahçe açısından ise bunu sıradan bir derbi mağlubiyeti olarak değerlendiremiyorum. Normalde eleştirinin dozunu bu kadar yükseltmemeye çalışırım ama bu maçtaki plan ancak teknik ekibin fantezi dünyasında başarılı olabilirdi. Elinizdeki oyuncuların yapabildikleriyle sahada talep ettiğiniz işler arasında bu kadar büyük bir uyumsuzluk olmamalı.
Galatasaray’ın daha iyi takım olduğunu kabul ediyorum. Ancak Fenerbahçe’nin bu kadar etkisiz kalmasını kabul etmiyorum. Daha dengeli bir maç oynayabilecek kalite vardı; bu kaliteyi doğru kullanacak bir plan göremedik.
Galatasaray lider ve Fenerbahçe ile arasındaki fark altı puan. Fenerbahçe ise beşinci sırada. Şu ana kadar oynadığı futbola baktığımda, bulunduğu sırayı hak etmediğini söyleyemiyorum.
İsmail Kartal ve Yönetim
Aslında söylenecek çok fazla şey var ama bu yazılık kısa keseceğim ve Fenerbahçe’deki yönetim problemini başka bir yazıya saklayacağım. Şu anda da ismail kartalın istifa ettiği konuşuluyor. Bu maçtaki oyun detaylıca anlattığım gibi birçok anlamda kabul edilebilir değildi. Hoca kafa olarak burada mı ondan da emin değilim fakat bir önceki istifada halı altına süpürülen şeyler günyüzüne çıkıyor. Fenerbahçe’nin uyumsuz bir kadrosu olduğunu defalarca anlattım fakat gün geçtikçe daha fazla oyuncu Fenerbahçe’nin oyunundan kopuyor gibi hissediyorum. İsmail Hoca’nın ayrılığı çok yakın bir gelecekte gerçekleşecek gibi ve bence bugün başka bir hocayla fenerbahçe daha yüksek performans verebilir.
Fakat şunu unutmamak lazım kl yıllardır bu takımın bir yönetim problemi var. Fenerbahçe daha iyi yönetilmediği sürece başarının gelmesi imkansız. Artık her sene “Bu sene son” mantalitesiyle yola çıkmayı bırakıp düzgün bir plan yapılması gerekiyor. Elde zaten çok nitelikli oyuncular var. Fenerbahçe’nin bu oyuncuların profillerini de hesaba katarak nasıl oynamak istediğine dair bir fikir oluşturması ve bu fikir doğrultusunda bir teknik ekiple çalışması gerekiyor. Türk dizisi senaryosu gibi kulüp içi dinamikler olduğunda ne yazık ki sonuç bu şekilde oluyor.
