Lille–Galatasaray: Daha dengeli baskı, çok değerli galibiyet

Galatasaray, Lille deplasmanından 4-2’lik çok değerli bir galibiyetle döndü. İlk iki maçını kaybetmiş bir takım için bu üç puanın önemi büyük. Ancak benim bu maçta sonuç kadar değerli bulduğum şey, Galatasaray’ın oyun tercihiydi. Önde savunmaktan vazgeçmeyen ama rakibin üzerine ne zaman ve nasıl gideceğini daha dikkatli seçen bir takım izledik.
İlk yarıda ciddi problemler yaşandı. Merkezde kaybedilen mücadeleler, yanlış zamanlanan hamleler ve Diaoune’nin koşuları Galatasaray’ı zorladı. Buna rağmen genel planı doğru buluyorum. İkinci yarıda skor üstünlüğü de gelince Galatasaray oyunu daha sakin ve dengeli götürebildi. Önceki Avrupa maçlarının aksine, son bölümlere doğru kontrolünü tamamen kaybeden bir takım görmedik.
Okan Hoca maç öncesinde daha dengeli oynamaları ve performanslarını 90 dakikaya yaymaları gerektiğini söylemişti. Lille karşısındaki tercihlerinde bunun karşılığını gördük. Bence bu galibiyetin üzerinde durulması gereken tarafı da burada.
Önde savunmak, her topa koşmak değil
Galatasaray’ın savunmayı önde başlatmasını doğru buluyorum. Oyuncularının fiziksel özellikleri, santrforunun baskıyı başlatabilmesi, kanatlarının buna katılması ve beklerinin bire bir mücadeleleri oynayabilmesi bu tercihi destekliyor. Yıllardır oynanan ve takımın iyi bildiği bir oyun var.
Galatasaray’ın ana planını sürekli geride beklemek üzerine kurmasını istemem. Bunu yaptığında da farklı sorunlar yaşayabildiğini görüyoruz. Ancak savunmayı önde başlatmakla maç boyunca kaleciye kadar aynı yoğunlukta baskı yapmak aynı şey değil.
Rakibin ceza sahası çevresinde konumlanabilir, savunma hattınızı öne çıkarabilir ve yine de her pasa bütün gücünüzle gitmeyebilirsiniz. Bazen pas açılarını kapatıp beklemek, bazen topu belirli bir oyuncuya yönlendirmek, bazen de rakibi geri oynamaya zorladıktan sonra baskıyı hızlandırmak daha doğru olur.
Rakibi hataya zorlamanın tek yolu sürekli üzerine koşmak değil. Seçeneklerini daralttığınızda da uzun oynamaya veya riskli bir pas denemeye mecbur bırakabilirsiniz. Bunun için oyuncuların hem topu hem de birbirlerinin konumlarını iyi okuması gerekiyor.
Lille karşısında Galatasaray’ın daha fazla yaptığı şey buydu. Rakibe ilk pası atabileceği bir alan bıraktığı anlar oldu ama devamındaki seçenekleri kapatmaya çalıştı. Bence bu yaklaşım, geriden oyun kurarken zorlanabilen bir rakibe karşı anlamlıydı.
Osimhen ve Batrakov baskının zamanını belirledi
Galatasaray özellikle geri paslarda ve dengesiz paslarda baskıyı hızlandırdı. Osimhen ile Batrakov bu anlarda öndeki tetikleyici oyunculardı. İki stoperin kaleciyle bağlantısını kesmeye, Lille’in topu rahatça geri döndürüp yeniden yönlendirmesini engellemeye çalıştılar.
Bu tercih maçın birçok bölümünde işe yaradı. Rakibin geride top çevirmesini tamamen engellemekten çok, o paslaşmayı istediği rahatlıkta yapmasına izin vermediler. Topun yönü ve pasın kalitesi uygun olduğunda baskı daha sert başladı.
Barcelona maçından sonra da üzerinde durduğum meselelerden biri buydu. Çok yoğun bire bir baskıyı sürekli aynı şiddette uygulamaya çalıştığınızda, zaman ilerledikçe en küçük gecikmeler bile büyük boşluklara dönüşebiliyor. Bir oyuncu yarım saniye geç kalıyor, diğer oyuncu onun arkasındaki alanı kapatmak için daha uzağa çıkıyor ve takımın mesafeleri açılıyor.
İlk bölümde sizi rakip kaleye taşıyan pres, bir noktadan sonra rakibin sizin kalenize gitmesini kolaylaştırabiliyor. Galatasaray bunu daha önce yaşadı. Lille maçında ise baskının zamanını daha dikkatli seçerek bu riski azaltmaya çalıştı.
Bu, bütün savunma problemlerinin çözüldüğü anlamına gelmiyor. İlk yarıda yenilen goller ve verilen fırsatlar, doğru bir genel planın içinde de önemli uygulama hataları olabileceğini gösterdi.
İlk golde Lille baskının arkasına doğru bağlantıyla geçti
Lille’in ilk golünde yalnızca Sallai’nin dengesini kaybetmesine bakmamak gerekiyor. Hücumun daha önceki bölümünde Galatasaray’ın ilk baskısının nasıl aşıldığı da önemliydi.
Lille, Haraldsson’u bağlantıya getirerek öndeki baskıyı kırmaya çalıştı. Bu bağlantıyla topu Alexsandro’nun önüne geçirmeyi başardılar. Osimhen o anda stoperin kaleciyle pas açısını kapatmaya çalıştığı için Alexsandro’nun arkasında kaldı.
Rakibin diğer oyuncuları da koşularıyla Alexsandro’nun önündeki alanı boşalttılar. Böylece stoper hem topu merkeze kadar taşıyabilecek alanı hem de başını kaldırıp savunma arkasındaki Diaoune’yi görebilecek zamanı buldu. Savunmanın arkasına giden pasın öncesinde Lille’in doğru yaptığı işler vardı.
Sallai’nin Diaoune ile koşması, o pozisyonda yanlış bir eşleşme değildi. Ancak ayakta kalması gerekiyordu. Dengesini kaybedince Diaoune kaleye gitti ve Lille skoru 1-1’e getirdi.
Burada bütün hatayı Osimhen’e yüklemek de doğru olmaz. Kaleciyle bağlantıyı kapatmak, öndeki görevinin bir parçasıydı. Ancak top bu baskının önüne geçtiğinde, takımın devamındaki alanı da kontrol edebilmesi gerekiyor. Alexsandro hem ilerleyebildi hem de pasını hazırlayabildi. Lille’in geçişteki oyuncu kalitesi, bu boşluğu çok hızlı biçimde cezalandırdı.
İlk yarının temel sorunu merkezdeki dengeydi
Galatasaray’ın ilk yarıda en çok zorlandığı bölüm bence merkezdi. Sara ve Torreira çok fazla mücadele kaybetti. Bunun bir kısmı oyuncuların uygulamalarıyla, bir kısmı da top kaybından sonra verdikleri reaksiyonlarla ilgiliydi.
Topu kaybettiğiniz anda hemen geri kazanmak istemeniz anlaşılır. Ancak her top kaybı, rakibin üzerine kontrolsüzce gitmenizi gerektirmiyor. Kazanma ihtimalinizin düşük olduğu bir topa kayarak gittiğinizde, yalnızca o mücadeleyi kaybetmiş olmuyorsunuz. Oyunun devamından da çıkabiliyorsunuz.
Sara’nın eksildiği ve Torreira’nın da daha ileride kaldığı pozisyonlarda bunu gördük. Bir anda merkezde topa müdahale edebilecek oyuncu kalmadı. Lille hem yüzünü kaleye dönebildi hem de savunma arkasındaki koşularını daha rahat kullanabildi.


Bu hamleleri yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemek lazım. Sara topu kazansa belki Galatasaray tehlikeli bir hücuma çıkacaktı. Fakat karar verirken topu kazanmanın olası getirisi kadar, kazanamadığınızda arkada ne bıraktığınızı da düşünmeniz gerekiyor. Şampiyonlar Ligi seviyesinde bu detayların bedeli çok yüksek.
Galatasaray’ın merkezde topu kullanırken de daha iyi seçenekler oluşturması gerekiyordu. Bazı kayıplar, oyuncunun çevresinde yeterli bağlantı bulunmamasıyla ilişkiliydi. Ardından o topu geri almak için girilen mücadele de kaybedilince sorun büyüdü.
Sara’nın savunma oyununu okuma konusunda gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Pas açısını kapatırken etrafında ne olduğunu görmek, ne zaman öne çıkıp ne zaman yerini koruyacağını seçmek onun en güçlü özellikleri değil. Lille özellikle ilk yarıda onun bulunduğu bölge üzerinden baskıyı aşabildi.
Batrakov’un fiziksel katkısının sınırlı kaldığı, Osimhen’in de takım geriye geldiğinde savunmaya çok fazla yardım etmediği bölümlerde merkezin yükü daha da artıyor. Bu yüzden Sara ve Torreira’nın tercihlerindeki küçük hatalar bazen bütün takımın dengesini etkileyebiliyor.
Diaoune eşleşmesi neden bu kadar zorladı?
Diaoune’nin ilk 11’de başlaması ve özellikle sol taraftaki hareketliliği Galatasaray’a ciddi sorun çıkardı. Davide Ancelotti’nin bu tercihiyle rakibini zorladığını düşünüyorum.
Galatasaray’ın sağında Sallai’nin başka bir oyuncuyla eşleştiği anlarda Diaoune’yi Yunus takip etmek zorunda kaldı. Yunus bu görev için çok çalıştı ama koşu ve fiziksel mücadele bakımından zor bir eşleşmeydi. Sallai bire bir kaldığında da rahat değildi. Dolayısıyla problemi yalnızca Yunus’un savunma performansına bağlamıyorum.
Lille’in iki golünü de Diaoune attı. İlk golde savunma arkasına gitti, ikinci golde ise hücumun devamında arka direkte bitiriş yaptı. Galatasaray’ın o tarafta koşuları ve eşleşmeleri daha iyi kontrol etmesi gerekiyordu. Maç sırasında Barış ile Yunus’un kanat değiştirmesi düşünülebilir miydi diye ben de düşündüm. Barış, fiziksel özellikleriyle Diaoune’ye karşı daha iyi cevap verebilecek bir oyuncu. Ancak böyle bir değişikliğin hücumdaki bedelini de hesaba katmak lazım.
Oyun önemli ölçüde Lille’in solunda, Galatasaray’ın sağında sıkışıyordu. Diğer tarafta ise Barış’ın kullanabileceği alanlar vardı. Onu sağa almanız, sol taraftaki hızından ve bire bir üstünlüğünden eksilmeniz anlamına gelebilirdi.
Bu maçta Galatasaray’ın Barış’ın hücum katkısına çok ihtiyacı vardı. Okan Hoca’nın onu solda tutmasını bu açıdan anlıyorum. Savunmadaki bir eşleşmeyi iyileştirirken hücumdaki en önemli avantajınızdan vazgeçmek zorunda kalabilirsiniz. Her tercihin başka bir tarafa etkisi var.
Barış’ın farkı, Yunus’un emeği
İlk gol, Barış’ın sol tarafta yaratabildiği farkı çok iyi anlattı. Rakibini harika geçti ve çok iyi bir orta yaptı. Savunmadan seken topu Yunus tamamladı. Maçın henüz başında gelen bu golde Barış’ın bireysel kalitesi çok belirleyiciydi.
Dördüncü golde de hücumu doğru devam ettirip Osimhen’i yeniden topla buluşturdu. İki goldeki katkısı çok önemliydi. Galatasaray’ın geniş alanı bulduğunda rakip kaleye gidebilmesinde onun hızının, gücünün ve kararlarının payı vardı.
Yunus’un maçını ise yalnızca attığı gol üzerinden değerlendirmiyorum. Savunmada çok fazla çalıştı. Diaoune’yi takip etmek ve sağ taraftaki eşleşmelere yardım etmek, hücumdaki görünürlüğünü de etkiledi. Geçişlerde Barış’ı daha sık görürken Yunus çoğu zaman daha derinde kalıyordu.
Bu yüzden gol dışında daha az öne çıkmış olması, kötü bir maç oynadığı anlamına gelmiyor. Bence o da takımın ihtiyacı olan işleri yapmaya çalıştı. Zorlandığı eşleşmeyi konuşmalıyız ama taşıdığı savunma yükünü de görmeliyiz.
Batrakov’un golü maçın en kritik anıydı
Batrakov’un 44. dakikada attığı golü maçın en kritik golü olarak görüyorum. Galatasaray ilk yarıda zorlanmış, Lille 2-1 öne geçmişti. Devreye bu skorla gitmekle beraberliği bularak gitmek arasında ciddi bir fark vardı.
Sallai’nin hazırladığı ortada Batrakov doğru koşuyu yaptı ve çok iyi bir kafa vuruşuyla topu kaleye gönderdi. O pozisyona zamanında girmesi ve vuruşu doğru yapması, Galatasaray’ın devreye maçın içinde kalmış olarak girmesini sağladı.
Batrakov’un değerini burada görüyoruz. Fiziksel olarak daha güçlü olması gerektiğini söylüyoruz, savunmadaki eksiklerini konuşuyoruz. Ancak rakip ceza sahası çevresinde oyunu okuyabilmesi ve doğru anda doğru yerde bulunabilmesi çok özel. Bu gol, yalnızca tabelayı değiştiren bir bitiriş değildi. İlk yarının zor geçtiği bir anda Galatasaray’a yeniden dengeye gelme fırsatı verdi. İkinci yarıya başlarken maç tekrar ortadaydı.
İkinci yarıyı değiştiren skor üstünlüğü oldu
Devre arasında çok belirgin bir taktik değişiklik yapıldığını düşünmüyorum. Bu yüzden ikinci yarıdaki daha rahat oyunu, sahada görmediğim büyük bir sistem değişikliğiyle açıklamak istemem. Temel plan devam etti ama skorun etkisi değişti.
52. dakikada Torreira’nın duran toptaki kafa vuruşuyla Galatasaray öne geçti. Bu golden sonra Lille aynı özgüvenle oynayamadı. Galatasaray ise skor avantajıyla daha sakin kaldı ve maçın gerektirdiği dengeyi daha iyi kurdu.
61. dakikada bulunan geçiş golüyle fark ikiye çıkınca oyun daha da Galatasaray’ın istediği hâle geldi. Artık her hücumu zorlamak veya her topa aynı şiddette gitmek zorunda değillerdi. Rakibin risk almasını bekleyebilecekleri bir skor vardı.
Burada maçın başından beri tercih edilen daha ölçülü baskının da değeri ortaya çıktı. Galatasaray önde savunmayı tamamen bırakmadı ama oyunu gereksiz yere hızlandırmadı. İlk yarıdaki açık ve iki tarafa da fırsat veren bölümlerin yerini daha dengeli bir oyun aldı.
Lille 80. dakikadan sonra birkaç fırsat buldu ama bunları gole çeviremedi. Galatasaray’ın rakibine hiçbir şey vermediğini söylemiyorum. Ancak önceki Avrupa maçlarında gördüğümüz, oyunun son bölümünde bütün bağlantıların dağıldığı bir tablo oluşmadı. Skor üstünlüğü sahadaki tercihlere daha doğru yansıdı.
Dördüncü golde Batrakov’un pası
Osimhen’in attığı dördüncü golün hazırlığında Batrakov’un çok akıllıca bir pası vardı. Topu aldığında Osimhen’i buldu. Osimhen oyunu Barış’a aktardı, Barış da bekletmeden yeniden Osimhen’i gördü. Hücumu sonlandıran yine Osimhen oldu.
Batrakov’un ilk pası bu golde özellikle değerli. Topu doğru oyuncuya ulaştırarak sonraki bağlantının kurulmasını sağladı. Hücumun devamında Osimhen ile Barış’ın birbirini bulması da o ilk tercihi tamamladı. Galatasaray geçişi yalnızca hızlı koşarak değil, doğru pasları birbirine bağlayarak bitirdi.

Batrakov bu pozisyonda son pası veren oyuncu değildi ama golün oluşumundaki payı çok önemliydi. Bir oyuncunun hücuma katkısını yalnızca asist hanesine bakarak değerlendiremeyiz. Bazen atağı açan ilk pas, son pas kadar belirleyici oluyor.
Hem ilk yarının sonundaki kritik golü hem de dördüncü golün hazırlığındaki bu kararı nedeniyle benim maçın oyuncum Batrakov. Barış başta olmak üzere başka oyuncuların katkısı da çok değerliydi. Ancak Batrakov’un maçın iki önemli anındaki etkisini biraz daha öne koyuyorum.
Osimhen’den daha iyisini bekliyorum
Golünü atmasına rağmen bunun Osimhen’in en iyi maçlarından biri olduğunu düşünmüyorum. Galatasaray’a geldiğinden beri oyunun geneline daha fazla ağırlık koyduğu birçok performansını izledik. Lille karşısında o seviyede değildi.
Eski takımının stadında oynamasının kendisini duygusal olarak etkileyip etkilemediğini dışarıdan bilemeyiz. Bu yüzden performansını böyle bir psikolojik açıklamaya bağlamam. Sahada gördüğüm şey, daha önce izlediğimiz en iyi Osimhen’in altında kaldığı.
Buna rağmen uzun toplarda bağlantı oldu ve son golde de hem paslaşmaya katıldı hem bitirişi yaptı. Galatasaray’ın hücumunda neden bu kadar önemli olduğunu bu tür anlarda yine görebiliyoruz. Genel performansını biraz daha yukarı taşıması, takımın oyununu da doğrudan etkileyecek.
Merkezdeki ihtiyacı ve kulübedeki seçenekleri ayırmak gerekiyor
Galatasaray bazen geriden oyun kurarken zorlanıyor. Bu bölümü uzun pasla aşması anlaşılabilir bir tercih. Öndeki oyuncular hareketli ve bu topların devamında hücum üretebiliyorlar. Lille maçında da Osimhen ve Yunus’un uzun paslardan sonra topla buluştuğu anlar vardı.
Ancak merkezden çıkış konusunda daha fazla çözüm bulunabilir. Torreira’nın temel özelliği baskı altında oyunun bütün yönünü kurmak değil. Sara’nın teknik kalitesi daha yüksek ama bu sezon o kalitenin oyun kurulumuna sürekli ve güçlü biçimde yansıdığını düşünmüyorum.
Galatasaray bu bölgeye elit bir ekleme arayacaksa, topu kullanabilen ve oyunu yönlendirebilen bir oyuncunun yanında savunma işlerini de iyi yapan bir profil düşünmeli. Pas kalitesiyle takımı rahatlatırken alanı okuyabilen, doğru zamanda müdahale eden ve fiziksel mücadeleye cevap verebilen bir oyuncu, takımın seviyesini yükseltebilir.
Lesley ve Nhaga’yı daha fazla görmek istememi ise bu transfer ihtiyacıyla aynı şey olarak söylemiyorum. Onların fiziksel özelliklerinin, maçların belirli bölümlerinde daha fazla kullanılabileceğini düşünüyorum. Bu sezon ikisi de az süre alıyor.
Özellikle merkezin mücadelede zorlandığı anlarda farklı bir oyuncu kullanmak, oyunun dengesini değiştirebilir. Ancak bunun da bir bedeli var. Sara’yı çıkardığınızda onun teknik katkısından eksiliyorsunuz. Dolayısıyla burada otomatik olarak doğru olacak bir değişiklikten söz etmiyorum.
Lesley ve Nhaga’nın bu sistem içinde daha uzun süre oynadığını görmek isterim. Nhaga’nın top taşımasını ve bazı özelliklerini beğeniyorum ama bu seviyedeki mücadele yoğunluğuna ne kadar dayanabileceğini daha fazla izlemem gerekiyor. Okan Hoca antrenmanlarda bu oyuncuları bizden çok daha yakından görüyor. Yine de bu kadar az kullanılmalarını sorgulamak gerektiğini düşünüyorum.
Üç puan, önündeki fikstürün anlamını değiştirdi
Galatasaray bu galibiyetle Şampiyonlar Ligi’nde ilk üç puanını aldı. Önünde Stuttgart, Aston Villa, AEK, Feyenoord ve PSG maçları var. Lille deplasmanından gelen galibiyet, kalan fikstüre bakarken çok önemli bir rahatlık sağladı.
Kalan beş maçtan iki galibiyet, iki beraberlik ve bir mağlubiyetle çıkılabileceğini düşünüyorum. Bu sekiz puan demek ve Galatasaray’ı toplamda 11 puana taşır. Benim tecrübeme ve beklentime göre 11 puan, play-off için yeterli olacaktır. Daha fazlası gelirse elbette çok daha iyi.
Lille’de kazanmak bu yüzden yalnızca bir deplasman galibiyeti değildi. Galatasaray hem yarışın içinde kaldı hem de oyununu daha dengeli biçimde sürdürebileceğini gösterdi. İlk yarıdaki savunma problemlerini görmezden gelmeden, Okan Hoca’nın genel tercihini ve takımın aldığı sonucu kutlamak gerekiyor. Şimdi mesele, bu dengeyi bir maçlık bırakmamak.
