Dev galibiyetin görünmeyen sırları

Bu sezon Fenerbahçe’yi hiç izlememiş, sırf rakip Liverpool olduğu için televizyonu açmış birini düşünün. Muhtemelen maçın sonunda size bu takımın ne kadar iyi savunma yaptığını anlatırdı. Liverpool topu bir kenardan diğerine çevirirken kimsenin yerini kaybetmediğini, top Fenerbahçe’ye geçtiğinde herkesin ilk pasın nereye gideceğini bildiğini söylerdi. Biz ise haftalardır aynı oyuncuları izleyip Fenerbahçe’nin ne kadar plansız, ne kadar düzensiz olduğunu konuşuyoruz. Peki hangisi Fenerbahçe? İkisi de. Bir teknik ekibin birkaç günde değiştirebileceği şeylerin gayet güzel bir örneğini izledik bugün.
Maç öncesinde Liverpool’un Beşiktaş’ı 8-0 yendiği maç hatırlatılıyor, rekor kırılır mı diye konuşuluyordu. Fenerbahçe, Liverpool’u 3-2 yendi. Üstelik Iraola’nın rotasyondan vazgeçip Wirtz’i, Isak’ı, Gakpo’yu sahaya sürdüğü ve bu oyuncularla 2-1 öne geçtiği bir maçı çevirdi. Benim için gecenin en değerli tarafı da bu. Liverpool bir hamleyle oyunu kendi tarafına çektiğinde Fenerbahçe’nin hâlâ oynayacak bir oyunu vardı.
Greenwood’un yerine neden Guendouzi baskıya gitti?
Fenerbahçe’nin ana fikri Galatasaray maçındakine çok benziyordu. Rakibi orta blokta karşıla, merkezi kapat, topu kazandığında direkt hücum et. Galatasaray da Liverpool gibi yoğun oynayan, topu kaybedince sizi kendi yarı sahanıza kapatmaya çalışan bir takım. Fenerbahçe derbide ne orta bloğunu doğru düzgün kurabilmiş ne de kazandığı toplarla çıkabilmişti. Bugün aynı oyuncuların önemli bir bölümü sahadaydı. Farkı nerede gördük? Önce Fenerbahçe’nin sağına bakalım.
Kâğıt üzerinde ön tarafta İrfan Can, Lukaku ve Greenwood var. Fakat Liverpool oyunu kurarken Lukaku’yla İrfan’ın yanına çıkan oyuncu çoğunlukla Guendouzi’ydi. Greenwood sağda kaldı, kenardaki oyuncuyu takip etti. Takip derinleştikçe Semedo’nun yanına kadar geldi ve zaman zaman savunmanın beşinci oyuncusu oldu. Önde üç oyuncuyla merkezi daraltan Fenerbahçe’nin arkada Kanté ve İsmail gibi hem alanını koruyabilen hem de ikili mücadelede çok kuvvetli iki oyuncusu kaldı.
Burada Guendouzi’nin ne kadar koştuğundan önce, nereden koştuğuna bakmak gerekiyor. Diyelim ki Liverpool’un geride topu kullanan oyuncusuna çıktınız. O oyuncu rahatça sol kenara oynadı, oradaki oyuncu da tek pasla topu yeniden merkeze aktardı. Siz baskıya gittiniz mi? Gittiniz. Ama rakip iki pasla hem sizi geçti hem de arkanızdaki oyuncuları kendi kalelerine doğru koşturdu. Galatasaray maçında Greenwood’un baskıyı başlatmaya çalıştığı birçok pozisyonda olan buydu. İlk koşunun açısı yanlış olduğunda arkada merkezi kapatmak için verdiğiniz emeğin önemli bir kısmı da boşa gidiyor.
Guendouzi o koşuyu çok daha iyi ayarladı. Topa giderken arkasındaki pas açısını kapatabildiği için Liverpool kenara çıktığında yeniden içeri dönmekte zorlandı. Greenwood’un da sağda takip edeceği oyuncu belliydi. Üstelik Greenwood’u savunma katkısı üzerinden çok eleştiren biri olarak bugün hakkını vermeliyim. O takibi yapmak, gerektiğinde kendi bekine kadar gelmek ciddi efor istiyor. Hoca oyuncusuna daha iyi yapabileceği bir görev verdi, oyuncu da maç boyunca o görevin hakkını verdi. Kuyt ve ekibini özellikle bu ayrıntı için kutluyorum.
Liverpool ilk yarıda topa daha fazla sahipti ama bu zamanın önemli bir kısmını ikinci bölgede geçirdi. Etkili gelebildiği atakların neredeyse hepsinde ise solda Rio Ngumoha’yı gördük. Topu çizgide ona ulaştırabildiklerinde Rio dribblingle adam eksiltti ve Fenerbahçe’yi geriye koşturdu. Liverpool’un ilk golü de bir kenar ortasının ardından seken toptan geldi. Merkezi iyi kapattığınızda rakip hücum etmeyi bırakmıyor elbette. Bugün Fenerbahçe’nin aldığı risk kenardaki bire birlerdi ve ilk yarıda o riski en iyi değerlendiren oyuncu Rio’ydu.
Lukaku’ya uzun oynadıktan sonra ne yapacaksınız?
Derbi yazısında ilk 17 dakikada aynı şeyi altı defa saydığımı yazmıştım. Fenerbahçe uzun vuruyor, Galatasaray topu alıyor, yeniden hücuma başlıyordu. Benim o gün de uzun oynama tercihine bir itirazım yoktu. Aké yokken stoperden oyun kurmakta zorlanıyorsunuz. Merkezde baskı altında sırtı dönük top alıp sizi kısa pasla çıkaracak bir oyuncunuz da yok. Galatasaray’a, Liverpool’a karşı kendi ceza sahanızın önünde ne kadar ısrar edeceksiniz? Ederson’un ayağı, ileride Lukaku ve Vedat gibi iki santrforunuz varken orta sahayı uzun pasla geçmek bana gayet mantıklı geliyor.
Yalnız o uzun top için de çalışmanız gerekiyor. Topun düşeceği bir havuz var. Santrforunuz ilk topu kazanırsa kime indirecek? Rakip stoper kafayı vurursa ikinci topu kim alacak? Santrfor topu arkasına aşırırsa oraya kim koşacak? Bu soruların cevabı yoksa kaleciniz ne kadar iyi vurursa vursun, birkaç saniye sonra gene savunma yapıyorsunuz.
Bugün özellikle ilk yarıda Fenerbahçe’nin bu sorulara cevabı vardı. Top kazanıldığında ilk aranan oyuncu Lukaku’ydu. Lukaku sırtı dönük aldığı topları İrfan Can ve Greenwood’la buluşturdu. Servis geldiğinde oyunun yönünü değiştirmek de Liverpool savunmasının arkasına koşmak da mümkün oldu. Bir de bu oyunun top sektiğinde size sunduğu avantaj var. Merkezde Kanté, Guendouzi ve İsmail var. Siz bu oyunculardan baskı altında dönüp oyunu kurmalarını istediğinizde eksiklerini konuşuyoruz. Topun düşeceği yeri kapatmalarını, ikili mücadele kazanmalarını istediğinizde ise Kanté ve Guendouzi’den yıllarca elit seviyede yaptıkları bir işi istiyorsunuz. Kadro aynı kadro.
Fenerbahçe’nin ilk golü Greenwood’un savunmaya çarpıp yön değiştiren frikiğinden geldi. Alisson kontrpiyede kaldı. Golde şansın payı vardı ama ilk yarıyı 1-1 bitiren Fenerbahçe’nin hücumda yaptıklarını o frikiğe indirgemek haksızlık olur. Devrede Liverpool’un 9 şutuna karşılık Fenerbahçe’nin 8 şutu vardı. İsabetli şutlar Fenerbahçe lehine 2-1, gol beklentisi de 0,97’ye 0,80’di. Top daha çok Liverpool’daydı, pozisyon üretiminde ise iki takım birbirine bu kadar yakındı.
Liverpool ilk pası kesti, sonra Isak’ı buldu
İkinci yarıda Fenerbahçe’nin savunma düzeni bir süre daha aynı şekilde işledi. Hücumda ise ilk yarıdaki kadar etkili olamadı. Liverpool’un burada yaptığı bir düzeltme var. Topu kaybettiklerinde Lukaku’ya gidecek ilk pasa çok daha çabuk baskı getirdiler. İlk yarıda o pas çıktığında İrfan’la Greenwood yüzlerini rakip kaleye dönebiliyordu. İkinci yarıda Fenerbahçe tam çıkmak üzere açılırken top yeniden Liverpool’da kaldı. Dolayısıyla Liverpool bu kez karşısında henüz orta bloğuna dönememiş bir takım bulabildi.
66. dakika civarında Iraola öndeki oyuncularını değiştirdi. Ngumoha, Muñoz ve Joe Gomez çıktı. Wirtz, Isak ve Gakpo girdi. Szoboszlai sağ beke, santrforda başlayan Barcola sağ kanada geçti. Gakpo solda, Isak ceza sahasının merkezindeydi. Değişikliklerin neyi değiştirdiğini görmek için de çok beklemedik.
Liverpool hücumu sola genişletti. Gakpo sol ayağıyla çok iyi bir orta kesti, Isak ceza sahasında yerini almıştı. Kafayı vurdu, 2-1. İlk yarıda soldaki tehlike daha çok Rio’nun topu alıp adam geçmesiyle başlıyordu. Bu kez Gakpo’nun adam geçmesine bile gerek kalmadı. İçeride ortanın nereye düşeceğini çok iyi okuyan bir santrfor vardı. Isak’ın girişiyle aynı kenardan gelen topun değeri değişti.
Vedat’ın golünü Ederson’un kale vuruşundan başlatalım
Liverpool aslarını oyuna atmış, hemen de öne geçmişti. Fenerbahçe zaten ikinci yarıda çıkmakta zorlanıyordu. Maç burada Liverpool’un istediği yere gidebilirdi. Fakat Fenerbahçe’nin oyuncularında golü yedikten sonra bir kopma görmedim. Beraberliği de bir kornerin devamında buldular. Top ceza sahasının biraz önüne çıkarıldı, Kanté yeniden içeri ortaladı. Gakpo’nun ters kafa vuruşundan seken topu kale dibinde Archie Brown tamamladı. 2-2.
Galibiyet golünde de gene bir duran top var. Yalnız o golü doğrudan taç atışından başlatırsak bence Kuyt’ın maç içindeki en iyi hamlelerinden birini kaçırırız. 60’ta Lukaku’nun yerine Vedat girmişti. Golden birkaç dakika önce de Semedo’nun yerine Mert Müldür, İrfan Can Kahveci’nin yerine Kerem Aktürkoğlu oyuna girdi. O dakikalarda bana göre Fenerbahçe’nin önde net biçimde bir koşucuya ihtiyacı vardı. Kerem’in neden doğru tercih olduğunu hemen gördük.
Ederson kale vuruşunu uzun kullandı. Vedat topu arkasına aşırttı, Kerem o topa koştu. Liverpool savunması kendi kalesine dönerken dengesiz yakalandı ve Fenerbahçe hücum edebileceği çok iyi bir yerden taç kazandı. Biraz önce uzun topların devamına hazırlanmayı anlatıyordum. İşte size sahadaki karşılığı. Vedat’ın arkasında o koşuyu yapacak oyuncu yoksa Liverpool stoperi topu önüne alıp yeniden oyunu kurabilir. Kerem koşunca aynı top size rakip ceza sahasının yanında bir taç kazandırıyor.
Archie tacı içeriye uzun kullanmak istedi ama top istediği kadar uzağa gitmedi. Škriniar topu yeniden Archie’ye verdi. Bence pozisyonun en iyi işlerinden biri bundan sonra geldi. Archie kontrol etmeye uğraşmadan tekte ortaladı. Vedat’ın etrafında birkaç Liverpool oyuncusu vardı ama hepsi ondan kısaydı. Sayı olarak kalabalıksınız, peki o topa kim vuracak? Vedat bu eşleşmenin avantajını çok iyi kullandı, kafayı tam köşeye vurdu. 3-2. Beraberlikte kale dibinde seken topu takip eden Archie, galibiyet golünde de ortayı yapan oyuncu oldu.
Fenerbahçe’nin üç golü de duran toplardan geldi. Ama üçüncü golü getiren tacı nasıl kazandığına baktığınızda antrenörün oyuncu tercihini, uzun topun hedefini ve o hedefin arkasına yapılan koşuyu aynı pozisyonun içinde görebiliyorsunuz. Benim bu maçta gördüğüm hocalık farkı bu.
Son dakikalar da gayet heyecanlı geçti. Top gene daha fazla Liverpool’daydı ama Liverpool’un o topu çok iyi kullandığını söyleyemem. Fenerbahçe fırsat bulmaya devam etti. Alisson kalesinde yokken Guendouzi’nin uzaktan yaptığı ve yandan auta giden vuruş bunlardan biriydi. Takımın maç boyunca verdiği efor, özellikle de 2-1’den sonra disiplinini koruması bence ayrıca takdiri hak ediyor. Iraola’nın rotasyonlu bir kadroyla başlamasına bakılırsa Fenerbahçe’den böyle bir oyun beklediğini sanmıyorum. Açıkçası yalnız Iraola’yı şaşırttıklarını da sanmıyorum.
Fenerbahçe’nin yönetim rezilliği
29 Ekim’de teknik direktör adaylarını yazarken bir ihtimal üzerinden gitmiştim. Diyelim ki Kuyt üç maçı da kazandı, hatta içeride Liverpool’u da yendi. Sonra millî aradan döndük, birkaç kötü sonuç aldık. O zaman ne yapacağız, Kuyt’ı da gönderip yeniden hoca mı arayacağız? Ben daha o gün üç maçın sonucuna bakarak teknik direktör seçme fikrini eleştiriyordum. Fenerbahçe yönetimi o yazıda benim aklıma gelmeyen bir şeyi yapmayı başardı. Üç maçı bile beklemedi.
İsmail Kartal’la yollar ayrıldığında kulübün kamuoyuna söylediği, teknik direktör arayışının devam ettiği ve takımı bu süreçte Dirk Kuyt’ın çalıştıracağıydı. Kuyt’ın menajeri de Fenerbahçe’yle millî araya kadarki üç maç için anlaştıklarını söyledi. Bu iki açıklama birbiriyle gayet uyumlu. Siz üç maçlığına bir hocaya takımı emanet edebilir, o süre içinde adaylarınızla görüşebilirsiniz. Zaten o üç maçın sonunda bir karar verecekseniz bu görüşmeleri yapmanız kadar doğal bir şey olamaz.
Lakin görüşmekle ilk maçtan sonra karar vermek arasında ciddi bir fark var. Göztepe mağlubiyetinin ardından görüşmeler hızlandı. Daha Liverpool maçı oynanmadan, maçın ardından takımın başına Emre Belözoğlu’nun geçeceği açıklandı. Peki millî araya kadar olan üç maç ne oldu? Kararı Göztepe sonucuna göre verecektiyseniz, kamuoyuna da Kuyt’a da bunu baştan söyleseydiniz. Emre Hoca’yla anlaşacaksanız bu kararı birkaç gün sonra vermenize ne engeldi?
Bugün geldiğimiz durum biraz komik. Fenerbahçe, Liverpool’a karşı harika bir maç planı hazırlayan, oyuncularına bunu kabul ettiren, 2-1 geriye düştüğünde yaptığı değişiklikle maçı çeviren teknik direktörünü maç biter bitmez uğurluyor. Kuyt, son maçı olduğunu bilerek bu takımı böyle hazırlamış. Ben burada ciddi bir özveri görüyorum. Oyuncuların gösterdiği adanmışlıkta da hocanın payı olduğunu düşünüyorum. Ama yönetimin karar sürecini maçın sonucundan bağımsız değerlendirmek lazım. Göztepe mağlubiyeti tek başına Kuyt’ı göndermek için ne kadar zayıf bir ölçüyse Liverpool galibiyeti de tek başına ona kontrat vermek için o kadar zayıf bir ölçü. Benim yönetimden beklediğim, hangi kararı neye göre ve ne zaman vereceğini kendisinin bilmesi. Bir hafta içinde bundan bile emin olamadık.
Üstelik İsmail Kartal’ın ayrılığı da Fenerbahçe’nin iyi oynadığı, iyi pozisyonlar bulduğu Roma maçının ardından gelmişti. O dönemde hocayla yönetim arasında sorun olduğu konuşuldu. Ne yaşandığına ilişkin yönetimden tatmin edici bir açıklama duymadık. Şimdi de Liverpool maçından sonra Kuyt gidiyor. Dışarıdan bakan biri Fenerbahçe’nin hocaları takım iyi oynayınca gidiyor zannedecek. Siz kendi açıkladığınız takvime bile uymadığınızda ortaya işte bu kadar absürt bir görüntü çıkıyor.
Fenerbahçe’nin futbol yapılanmasını nasıl toparlayabileceğini önceki yazılarımda defalarca anlattım. Onları okumak isteyenler bu yazının sonundaki önerilerden devam edebilir. Bugünü ise sahadakilerin hakkını vererek bitirelim. Derbide uzun vurulan topların arkasından bakan Fenerbahçe, bugün Ederson’un kale vuruşunda Vedat’ın arkasına Kerem’i koşturdu ve o koşudan Liverpool’u yenen golü çıkardı. Arada on gün bile yok. Kuyt ve ekibinin bu takıma ne kattığını merak edenlere ben önce o pozisyonu izletirdim.
Dikkat Edilmesi Gereken Detaylar
Fenerbahçe'nin bugün oynadığı oyunun lige ne kadar uygulanabilir olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Çünkü ligde Fenerbahçe'nin karşılaşacağı oyunlar, bugün Liverpool'a karşı oynadığı oyundan birçok açıdan farklı olacak. Fenerbahçe ligde daha fazla topa sahip olmak zorunda kalacak. Özellikle favori olduğu maçlarda rakipleri Liverpool gibi sürekli baskıya çıkmak yerine, bugün Fenerbahçe'nin yaptığına benzer şekilde merkezi kapatarak, alanları daraltarak ve orta blokta bekleyerek Fenerbahçe'yi zorlayacak.
Üstelik bu maçlar genellikle daha düşük tempoda oynanıyor. Rakibiniz size geniş alanlar bırakmadığında, kazandığınız toplarla sürekli geçiş hücumu yapma imkânınız da olmuyor. Dolayısıyla Fenerbahçe'nin bugün çok başarılı şekilde uyguladığı direkt hücum planını ligde her rakibe karşı aynı şekilde kullanabileceğini düşünmek yanlış olur.
Aslında burada sezon boyunca konuştuğumuz problemlere yeniden dönüyoruz. Fenerbahçe'nin geriden oyun kurulumunda yaşadığı sıkıntılar ortadan kalkmış değil. Merkez oyuncularının teknik özellikleri, baskı altında sırtı dönük oynayabilme kapasiteleri ve takımın yerleşik savunmalara karşı hücum üretimindeki eksiklikleri hâlâ mevcut. Liverpool'a karşı uzun toplarla orta sahayı geçebiliyorsunuz çünkü rakibiniz size belirli alanlar bırakıyor. Ancak kendi ceza sahasının çevresinde bekleyen bir takıma karşı aynı yöntemle sürekli pozisyon üretmeniz mümkün değil. Orada farklı bağlantılara, farklı oyuncu hareketliliklerine ve daha gelişmiş bir yerleşik hücum organizasyonuna ihtiyacınız var.
Bana kalırsa Fenerbahçe'nin mevcut kadrosu bugün oynadığı tarzda bir oyuna oldukça uygun. Özellikle yüksek yoğunluklu oynayan, önde baskı yapan ve savunma arkasında alan bırakan rakiplere karşı bu oyuncu grubuyla çok etkili olabilirsiniz. Hatta bugün Liverpool'a karşı gördüğümüz gibi beklenmedik galibiyetler de alabilirsiniz. Ancak bu, Fenerbahçe'nin bütün hücum problemlerinin çözüldüğü anlamına gelmiyor.
Peki bu maçtan alınıp diğer maçlara uygulanabilecek hiçbir şey yok mu? Elbette var. Bence bunların başında savunma organizasyonu geliyor.
Guendouzi'nin ön tarafta baskıyı başlatan oyunculardan biri olduğu, Kanté ve İsmail'in merkezi kontrol ettiği, Greenwood'un ise daha çok kenardaki eşleşmesine odaklandığı bu düzen çok kıymetli. Çünkü burada yalnızca oyuncuların savunma kalitesinden yararlanmıyorsunuz. Aynı zamanda doğru pozisyon alarak rakibin pas açılarını kapatıyor, onu istediğiniz bölgelere yönlendiriyor ve topu kazanabileceğiniz koşulları kendiniz oluşturuyorsunuz.
Bu düzenin Fenerbahçe'nin oyununun temel taşlarından biri olması gerektiğini düşünüyorum. Rakibinizin kim olduğundan bağımsız olarak savunmada doğru mesafeleri korumak, pas açılarını kapatmak ve baskıya doğru zamanda çıkmak size ciddi avantaj sağlar. Elbette ligde daha fazla topa sahip olduğunuz maçlarda bu düzenin farklı uyarlamalarına ihtiyaç duyacaksınız. Ancak bugün gördüğümüz savunma prensipleri, Fenerbahçe'nin bundan sonraki oyununu inşa ederken kullanabileceği önemli bir başlangıç noktası.
Dolayısıyla Liverpool maçını izleyip “Demek ki bu takım böyle oynayabiliyormuş” demek doğru, fakat eksik bir değerlendirme olur. Fenerbahçe'nin bugün çok iyi yaptığı şeyler var, ancak farklı rakiplere karşı çözmesi gereken problemler de hâlâ ortada duruyor.
Bununla birlikte bu maçtan çıkarabileceğimiz oldukça olumlu bir sonuç daha var. Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'nde ilk 24'e kalmayı başarabilirse birçok rakibini ciddi anlamda zorlayabilecek bir takım olduğunu gösterdi. Çünkü bu seviyede karşınıza çıkan takımların önemli bir bölümü oyunu domine etmek, önde baskı yapmak ve rakibini kendi yarı sahasına hapsetmek istiyor. Fenerbahçe'nin bugün uyguladığı plan da tam olarak bu oyun anlayışına karşı etkili olabilecek özellikler taşıyor.
Yeter ki bugün gördüğümüz organizasyon ve disiplin tek maçlık bir performans olarak kalmasın.
Maçın Oyuncusu: Archie Brown
Fenerbahçe'nin Liverpool karşısında aldığı 3-2'lik galibiyetin benim adıma maçın oyuncusu Archie Brown oldu. İngiliz sol bek, 1 gol ve 1 asistlik performansıyla galibiyette doğrudan belirleyici rol oynadı.
Üstelik Brown'un performansı yalnızca skor katkısından ibaret değildi. Maçı 3 kilit pas, 3 top kapma, 10 ikili mücadelenin 5'ini kazanma ve 0,85 asist beklentisiyle tamamladı. Özellikle 0,85'lik asist beklentisi, hücumda ne kadar kaliteli fırsatlar hazırladığını göstermesi açısından oldukça değerli.
Fenerbahçe'nin beraberlik golünde doğru pozisyon alarak seken topu tamamlayan Brown, galibiyet golünde ise Škriniar'dan aldığı pası hiç bekletmeden ceza sahasına ortaladı ve Vedat Muriqi'nin golünü hazırladı.
Savunmada gösterdiği mücadeleyi hücumdaki üretkenliğiyle birleştiren Archie Brown, Liverpool karşısında adeta şov yaptı. 1 gol, 1 asist ve maçın kaderini değiştiren bir performans. Benim için gecenin oyuncusu tartışmasız Archie Brown.
