Barcelona–Real Madrid: José’nin bulduğu denge

Real Madrid, Barcelona deplasmanında yalnızca çok önemli bir galibiyet almadı. Bence sezonun devamında nasıl oynaması gerektiğine dair de güçlü bir örnek ortaya koydu. Birlikte savunma yapan, kazandığı topları doğru kullanan ve elindeki olağanüstü oyuncuları birbirini tamamlayan roller içinde oynatabilen bir takım izledik.
Maçı Barcelona’nın savunma çizgisini önde kurmasına indirgemeyi doğru bulmuyorum. Oraya geleceğim. Ancak önce Real Madrid’in neyi iyi yaptığını konuşmak gerekiyor. Çünkü Barcelona’nın alıştığımız baskısını uygulayamamasında, Madrid’in hem oyuncu tercihlerinin hem de bu oyuncuların sahadaki performanslarının çok önemli bir payı vardı.
José’nin Bernardo ve Arda’yı birlikte oynattığı, sol tarafta Diomandé’nin bulunduğu yapı bu açıdan çok değerliydi. Real Madrid’in zaten sahip olduğu hız ve atletizme, baskı altında top kullanma kalitesi ve daha dengeli bir takım savunması eklendi.
Bernardo ve Arda’yla hızlanmak
Maç öncesinde en çok üzerinde durduğum konu, Bernardo ve Arda’nın birlikte oynamasının Madrid’in geçişlerine nasıl yansıyacağıydı. Bu iki oyuncunun sahada olması, ilk bakışta daha fazla topa sahip olma isteği olarak okunabilir. Ancak benim beklentim, Madrid’in hızlı hücumlarını daha sağlıklı başlatabilmesiydi.
Barcelona’ya karşı topu kazanmak tek başına yeterli değil. Kazandığınız topu kullanamıyorsanız birkaç saniye sonra yeniden savunma yapmaya başlıyorsunuz. Takımınız ileri çıkmak için hareketlenirken topu tekrar kaybettiğinizde, bu kez önceki savunma yerleşiminizi de bulamıyorsunuz.
Madrid özellikle ilk bir saat boyunca bu döngüye girmedi. İlk paslar çoğunlukla Bernardo veya Arda’yla buluştu. İkisi de baskı altında topu kullanabildi, arkadaşlarına zaman kazandırdı ve Barcelona’nın öne doğru yaptığı hamleleri boşa çıkardı.
Arda’nın katkısını yalnızca pas kalitesiyle açıklamak eksik olur. Topu alır almaz tek hareketle rakibini oyundan düşürdüğü çok değerli anlar vardı. Böyle bir hareket yaptığınızda yalnızca kendi üzerinizdeki baskıdan kurtulmuyorsunuz. Rakibin arkasındaki oyuncuyu da karar vermek zorunda bırakıyorsunuz. Size mi çıkacak, koşuyu mu takip edecek?
Bernardo ise Madrid’in topu tutmasını sağladı. Her top kazanımının aceleyle ileri gönderilmesini engelledi. Hızlanabilecekleri yerde hızlandılar, doğrudan ilerleyemediklerinde ise hücumu devam ettirecek bağlantıyı buldular. Barcelona’nın baskısı, Madrid’i sürekli kontrolsüz paslara mecbur bırakamadı.
Burada topu alan oyuncuların hareketlerini de unutmamak gerekiyor. İyi bir pasörün olması yetmez. Pası alabilecek yerde durmanız, doğru anda yaklaşmanız veya savunmanın arkasına koşmanız lazım. Madrid’in bu maçta yaptığı iyi işlerden biri, bu hareketleri birbirine bağlayabilmesiydi.
Diomandé’nin sağladığı denge
Diomandé’nin solda oynaması da bu yapının önemli parçalarından biriydi. Bence onun katkısını yalnızca hücumda kaç oyuncu geçtiğiyle değerlendiremeyiz. Geri koşuları, ikili mücadelelere katılımı ve savunmadaki isteği, Madrid’in o tarafta daha güvenli kalmasını sağladı.
Atlético maçının ardından Vinícius’un rolünü tartışırken de aynı sorunun üzerinde durmuştum. Kanatta oluşan bir boşluğu sürekli merkezden oyuncu kaydırarak kapatmaya çalıştığınızda, bu kez merkezde başka bir problem yaratıyorsunuz. Tchouaméni’nin savunma gücünü sürekli bu açıkları telafi etmek için kullanmanın bir sınırı var.
Diomandé bu maçta savunmanın aktif bir parçasıydı. Mücadeleye girdi, rakibini takip etti ve top kazanımına katkı verdi. Böylece Madrid’in diğer oyuncuları da kendi görevlerini daha sağlıklı yapabildi.
Üstelik bu katkıyı almak için hücumdaki koşu tehdidinden vazgeçmediler. Diomandé top kazanıldığı anda ileri gidebilen, açık alanda rakibini zorlayabilen ve savunmanın arkasına koşabilen bir oyuncu. Madrid’e kattığı dengeyi değerli yapan da bu.
Vinícius’un bireysel kalitesini tartışmıyoruz. Ancak bir takımın en iyi hâli, her zaman en büyük isimlerin aynı anda sahada bulunduğu hâli olmayabilir. Oyuncuların birbirlerinin oyununu ne kadar tamamladığına da bakmak gerekiyor.
Eşleşmelerin arkasında çalışan takım savunması
Real Madrid’in ilk yarıdaki savunmasını çok beğendim. Tchouaméni ve Bernardo, Pedri ile Fermín’i takip ederken stoperler de Raphinha’nın bağlantıya geldiği anlarda onunla eşleşti. Barcelona’nın merkezde rahatça top alıp dönmesini engellediler.
Bu takiplerin elbette bir bedeli vardı. Oyuncular rakipleriyle hareket ettiğinde merkezde bazı alanlar açılabiliyordu. Ancak Madrid’in arkasında o alanları kapatan bir yardım düzeni vardı. Stoperler gerektiğinde öne çıktı, onların arkasını da bekler korudu.
Valverde’ye burada ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Fiziksel olarak inanılmaz bir oyuncu ama bu performansı yalnızca atletizmiyle anlatamayız. Çok doğru konumlandı. Arkadaşının hangi anda öne çıktığını, hangi alanın boşaldığını ve ne zaman içeriye yaklaşması gerektiğini çok iyi okudu.
Bir stoperin rakibine agresif çıkabilmesi, arkasındaki alanın korunacağına güvenmesiyle de ilişkili. Valverde bu güveni sağladı. Madrid’in savunmasındaki pek çok doğru hareketin devamını getiren oyuncuydu.
Tchouaméni de olağanüstü bir ilk yarı oynadı. Ancak Fermín ve Raphinha’nın oyuna girememesini tek başına ona yazmak doğru olmaz. Bu, Madrid’in takım savunmasının başarısıydı. Tchouaméni o yapının içinde çok güçlü bir performans ortaya koydu. Sofascore’un maç değerlendirmesinde yer alan 11 top geri kazanımı da maç boyunca yaptığı işin hacmine dair bir gösterge.
Barcelona ilk yarıda pozisyonlar buldu. Fakat tehlikeler daha çok Madrid’in top kayıplarının ardından geldi. Yerleşmiş savunmanın içindeki eşleşmeleri düzenli biçimde bozup kendi oyunlarını kabul ettiremediler.
Koşuyu yapan da pası atan da var
Madrid’in hücumlarında bek ile stoper arasına yapılan koşular çok belirleyiciydi. Kenardaki oyuncudan bu aralığa gönderilen doğrudan paslarla Barcelona’nın savunmasını tekrar tekrar geriye koşturdular.
Burada Madrid’in kadro kalitesini hatırlamak gerekiyor. Bu koşuyu yalnızca Mbappé yapmıyor. Bellingham da Diomandé de aynı tehdidi yaratabiliyor. Koşuyu görebilecek ve pası verebilecek oyuncu sayısı da çok fazla.
Barcelona açısından problem bu yüzden büyüdü. İlk baskı kırıldığında karşılarında yalnızca hızlı bir hücumcu bulmadılar. Topu taşıyabilen, bire birde rakibini geçebilen ve farklı yönlere koşu yapan birden fazla oyuncuyla karşılaştılar.
İlk gol ise Madrid’in topa sahipken de ne kadar iyi işler yapabildiğini gösterdi. Sağ tarafta kurulan oyun Barcelona’yı o bölgeye çekti. Ardından hücum soldaki Cucurella’ya doğru genişledi ve devamında Mbappé golü buldu. Madrid’in uzun süredir bu seviyedeki bir maçta topa bu kadar sakin ve başarılı bir şekilde sahip olarak bir gol attığını görmemiştim.
Bu golü yalnızca Barcelona’nın arkasında bıraktığı alan üzerinden anlatamayız. Rakibi bir tarafa çekmek, topu kaybetmeden oyunu devam ettirmek ve diğer taraftaki alanı kullanmak da ciddi bir kalite gerektiriyor.
Maçın toplamında Barcelona yüzde 62 topla oynadı ve şutlarda 18-10 üstünlük kurdu. Buna karşılık gol beklentisi 1,95’e karşı 1,19 ile Madrid lehineydi. Bu sayılar maçın bütün bölümlerini aynı şekilde anlatmaz ama topa daha fazla sahip olmanın, daha kaliteli fırsatlar üretmekle aynı şey olmadığını gösteriyor.
Beraberlik golüyle değişen maç
İkinci yarının ilk 15 dakikasında da benzer bir görüntü vardı. Madrid baskıyı kırıyor, topu doğru kullanıyor ve Barcelona’yı geri koşturuyordu. Teknik kaliteyle fiziksel üstünlük birbirini tamamlıyordu.
61. dakikada hızlı kullanılan kornerden gelen Raphinha golü ise maçın yönünü değiştirdi. Madrid o anda konsantre değildi. Barcelona, rakibi hazırlanmayı beklerken oyunu başlattı ve bunun karşılığını aldı. Bu gol, Madrid’in o ana kadar çalışan savunma düzenini geçersiz kılmıyor. Ancak iyi savunma yaptığınız bir maçta duran top hazırlığındaki bir gecikmenin ne kadar pahalıya mal olabileceğini gösteriyor.
Golden sonra Barcelona’nın yoğunluğu arttı. Madrid daha derine geldi ve ilk bölümdeki çıkışlarını aynı rahatlıkta yapamadı. Yaklaşık 60-80 arasındaki bölüm, Barcelona’nın oyuna en belirgin biçimde hükmettiği bölümdü. Kaybettiği topları yeniden kazanabiliyor, hücumları devam ettirebiliyor ve Madrid’in çıkmasına izin vermiyordu.
Bu bölümde Bernardo’nun yorulduğunu da gördük. Onun fiziksel düşüşü yalnızca savunmadaki takipleri etkilemedi. Madrid’in topu kazandıktan sonra nefes almasını sağlayan bağlantılardan biri de zayıfladı.
Valverde’nin 62. dakikada yerini Dumfries’e bırakması da bu bölümün önemli bir ayrıntısıydı. İlk yarının savunma dengesinde çok değerli işler yapan bir oyuncu artık sahada değildi. Kontrolün değişimini yalnızca buna bağlayamayız ama Madrid’in aynı oyuncularla ve aynı fiziksel durumda devam etmediğini de unutmamak gerekiyor. Bu değişiklik 1-1’den sonra geldi ve Dumfries ile birlikte savunma arkası koşularını sıklaştırmak isteyen bir José vardı.
José’nin hamlesi, dört oyuncunun golü
José, 80. dakikada Bernardo’nun yerine Camavinga’yı aldı. Bence çok doğru bir zamanda, sahadaki ihtiyaca cevap veren bir değişiklik yaptı.
Madrid’in yeniden enerjiye ihtiyacı vardı. Fakat ihtiyaç sadece rakibin peşinden daha fazla koşmak değildi. Topu kazandığında ileriye gidebilmesi ve Barcelona’ya yeniden savunma yaptırabilmesi de gerekiyordu.
87. dakikadaki golde bunu gördük.
Önce Bellingham dar alandan müthiş hareketlerle çıktı. Barcelona’nın baskısını aşarak hücumun devam etmesini sağladı. Ardından Arda, Camavinga’nın savunma arkasına yaptığı koşuyu harika bir pasla buldu. Camavinga hem koşusuyla hem de Cubarsí’yi geçişiyle olağanüstü bir iş yaptı. İçeriye çevirdiği topu Mbappé tamamladı.
Golü anlatırken bu dört katkıyı da görmek gerekiyor. Bellingham’ın dar alandan çıkışı olmadan o pasın koşulları oluşmayacaktı. Arda’nın pası olmadan koşu karşılığını bulmayacaktı. Camavinga’nın devamındaki bireysel aksiyonu olmadan da Mbappé bu kadar uygun bir bitiriş yapamayacaktı.
José’yi de kutlamak gerekiyor. Değişikliğin değeri yalnızca gol getirmesinde değil. Yorulan bir oyuncunun yerine, o anda takımın ihtiyaç duyduğu hareketliliği getirecek bir oyuncu soktu. Camavinga da bu tercihin karşılığını verdi. Yaptığınız değişikliğin her zaman büyük bir taktiksel çözüm üretmesi gerekmiyor, bazen daha basit bir hamle oyunun şeklini ciddi manada değiştirebiliyor. Camavinga hem harika bir koşu hem de harika bir çalım attı ve golü attırdı.
Madrid bu golle ikinci yarının tamamını kontrol etmiş olmadı. Ancak zorlandığı bölümün ardından, maç boyunca kullanmaya çalıştığı hücum yolunu bir kez daha buldu.
Barcelona neden yalnızca çizgiyi geriye çekerek çözüm bulamaz?
Barcelona’nın mağlubiyetinden sonra savunma çizgisinin yüksekliği üzerine çok fazla yorum görüyoruz. Bence bu tartışmanın önemli bir kısmı, takımın neden böyle oynadığını atlıyor.
Barcelona’nın bu düzenle elde etmek istediği en büyük avantaj atak sürekliliği. Takımı öne taşıyorsunuz, hatlar arasındaki mesafeleri daraltıyorsunuz ve topu kaybettikten sonra rakibe hemen müdahale edebiliyorsunuz. Topu geri aldığınızda da yeniden uzun bir hücum hazırlamak zorunda kalmıyorsunuz. Zaten rakip yarı sahadasınız.
Elbette ilk baskı kırıldığında ciddi bir risk oluşuyor. Bu maçta Madrid o riski tekrar tekrar görünür hâle getirdi. Ancak Flick’in uzun süredir aldığı ve karşılığını da aldığı bir riskten bahsediyoruz.
Barcelona özelinde meselenin başka bir tarafı daha var. Maça başlayan Espart–Cubarsí–Gerard Martín–Cancelo dörtlüsünü derine çektiğinizde, bütün savunma sorunlarının ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Bu hattın ceza sahası savunmasında, hava toplarında ve belirli bire bir eşleşmelerde de sınırları var. Üstelik genç oyuncuların bulunduğu bir savunmadan söz ediyoruz.
Önde savunma yapmak, baskı doğru çalıştığında bu oyunculara rakibe yakın kalma ve top gelirken müdahale etme imkânı veriyor. Savunmayı sürekli kendi ceza sahanıza taşıdığınızda ise farklı sorularla karşılaşıyorsunuz. Ortaları kim karşılayacak? Ceza sahasına giren koşucuları kim takip edecek? Uzaklaştırılan topu alamadığınızda tekrar gelen hücumu nasıl savunacaksınız?
Dolayısıyla Flick’in düzenini yalnızca oyuncularını riske atan bir tercih olarak görmüyorum. Aynı zamanda elindeki oyuncuların bazı sınırlarını takımın baskısıyla azaltmaya çalışan bir yapı bu.
Bu, savunma çizgisinin her koşulda aynı yerde kalması gerektiği anlamına gelmiyor. Topa baskı yoksa, pası verecek oyuncu rahatça başını kaldırabiliyorsa savunmanın da buna göre mesafe ayarlaması gerekiyor. Fakat buradan “Barcelona geride bekleseydi sorun çözülürdü” sonucuna geçemeyiz.
Bu maçta asıl sorun, Madrid’in ilk baskıyı aşmasının ardından Barcelona’nın hücumu yavaşlatamamasıydı. Pası atan oyuncuyu zorlayamadılar, koşuları kontrol edemediler ve kritik bire birlerde rakiplerini durduramadılar. Çizginin arkasındaki alan, bu sorunların etkisini büyüttü.
Sezon başından beri Barcelona’yı çok övüyoruz. Ben de oynadıkları futbolu çok beğeniyorum. Ancak bu kadronun hâlâ sınırları var. PSG ve Real Madrid karşısındaki mağlubiyetleri bu açıdan birlikte düşünmek gerektiğine inanıyorum. Elit koşuculara ve baskı altında top kullanabilen oyunculara karşı, savunmanın fiziksel sınırları daha görünür hâle geliyor. Madrid’in farkı da buydu. Yalnızca koşabilecek oyunculara sahip değildi. O koşulara topu ulaştıracak kaliteye de sahipti. Birçok kişi merkezde Camavinga-Tchouaméni’yi beklerken, José Bernardo’nun dahil olduğu bir merkez tercih etti ve karşılığını aldı. Barcelona Real Madrid’in topu bu kadar iyi kullanmasına şaşkın gibiydi ve ortaya kâğıt üzerinde beklenti dışı bir maç çıktı. Bu anlamda da José’yi doğru planından dolayı kutlamak gerektiğini düşünüyorum.
Madrid için sezonun devamına taşınabilecek bir oyun
Atlético maçının ardından Madrid’in oyuncu kalitesiyle takım dengesi arasındaki problemi konuşmuştum. Merkezde Arda veya Bernardo’nun bağlantılarına daha fazla ihtiyaç olduğunu, Diomandé’nin savunma katkısının değerini ve Tchouaméni’nin sürekli başkalarının açıklarını kapatmak zorunda kalmaması gerektiğini düşünüyordum.
Bu Clásico’da, o arayışın sahada çok daha iyi bir karşılığını gördük.
Bernardo ve Arda topun kullanılmasını sağladı. Diomandé savunmaya katılırken ileriye koşu tehdidini korudu. Tchouaméni güçlü bir takım savunmasının merkezinde oynadı. Valverde hem fiziksel kapasitesi hem de oyun aklıyla arkadaşlarını tamamladı. Bellingham ve Mbappé de bu yapının sunduğu fırsatları değerlendirdi.
Benim için bu galibiyeti önemli yapan yalnızca Barcelona’nın yenilmesi değil. Madrid’in, elindeki oyuncularla daha dengeli ve daha güçlü bir takım olabileceğini göstermesi.
José’nin bundan sonra üzerine çalışabileceği ciddi bir oyun var. Her maç aynı 11’i kullanmak zorunda değil ama bu maçtaki görev paylaşımını ve oyuncuların birbirini tamamlama biçimini koruması gerekiyor. Madrid’in sezonun kalanında aradığı istikrarın temeli burada olabilir.
Ben bu mücadeleyi Real Madrid için büyük bir test olarak görüyordum ve bence Madrid her takımı yenebilecek güçte ve kalitede olduğunu gösterdi. Şampiyonlar Ligi’ni kazanma ihtimallerini konuşurken bu sene de gene Real Madrid’i atlamamak gerekiyor. Ne olursa olsun zaten her zaman adaylar.
Vini Meselesi
Vini çok özel bir oyuncu fakat bu maçta Diomandé yerine o oynuyor olsaydı kazanabileceklerini düşünmüyorum. Vini ceza sahasında Diomandé’den daha etkili bir oyuncu ama çizgide onun gerisinde. Ayrıca Diomandé’nin fiziksel olarak gösterdiği varlık ve takım savunmasının bir parçası olarak oynaması kendisini Vini’nin çok önüne koyuyor.
Real Madrid’de problem Mbappé değil. Hiçbir zaman da değildi. Problem her zaman kadronun uyumsuzluğuydu lakin şu an uyumlu, dengeli ve alternatifli bir kadro var. Vini’li bir oyunu La Liga’nın alt-orta sıra takımlarına karşı düşünebilirsiniz fakat bu seviyedeki rakiplerinize karşı olmadığını Real Madrid birçok kez deneyip gördü. Artık elde Diomandé ve Arda da varken bu konuda inat etmenin bir anlamı olduğunu düşünmüyorum.
Maçın Adamı
Tek bir oyuncu seçmek gerçekten çok zor. Real Madrid’de çok fazla birbirine yakın iyi performans vardı. Mbappé her ne kadar attığı iki golle öne çıksa da ben bir oyuncuya kredi vermek istiyorum. Bence dünya futbolundaki “Underrated” oyunculardan bir tanesi ve Real Madrid’in sıkıntılarından dolayı bir türlü parlayamayan Aurélien Tchouaméni’yi seçiyorum. Aşağıdaki görselde istatistiklerini görebilirsiniz. Merkezdeki her açığı kapattı, Fermín’e nefes aldırmadı ve ayağında topla da her zaman doğru oynadı ve sakin kaldı. Yıldız ışığına sahip çok fazla oyuncuyla birlikte olduğu için her ne kadar öne çıkmasa da ben onun çok özel bir futbolcu olduğunu düşünüyorum.

