Atlético–Real Madrid analizi: Savunmada denge arayışı

Atlético Madrid’in derbideki galibiyeti, Real Madrid’in bireysel kalitesiyle takım oyunu arasındaki mesafeyi bir kez daha gösterdi. Bir tarafta neyi savunacağını bilen, diğer tarafta elindeki hücum gücünü dengeli bir yapıya dönüştürmekte zorlanan bir takım vardı.
Real Madrid’in sonuçlar açısından sezona kötü başladığını düşünmüyorum. Ancak oynanan futbol, ilerisi için çözülmesi gereken ciddi sorunlar barındırıyor. Bu derbi de o sorunları görünür kılan maçlardan biri oldu.
Atlético’nun savunma düzeni
Atlético, top Real Madrid’deyken oldukça iyi bir 5-3-2 savunması yaptı. Orta blokta merkezi kapatarak rakibini kanatlara yönlendirdi; oyunu yavaşlatıp Real Madrid’i yeniden geriye oynamaya zorladı. Daha geriye çekildiği bölümlerde de hatlar arasındaki mesafeyi koruyarak rakibinin geniş alanlar bulmasını engelledi.
Buna karşılık, aynı kaliteyi ilk yarıda topla oynarken gösteremedi. Özellikle topu kazandıktan sonra daha hızlı karar verip pasın temposunu artırabilseydi, Real Madrid’in yerleşmesinden önce daha fazla boşluk yakalayabilirdi. Bunu yeterince iyi yapamamasına rağmen ilk yarıda hücum açısından rakibinden daha etkili bir görüntü çizdi.
Real Madrid’in tehdit oluşturabildiği başlıca anlar ise topu kazandıktan sonra çıktığı geçişlerdi. Bunları net fırsatlara dönüştürmekte zorlansalar da açık alan bulduklarında ne kadar çabuk ilerleyebildiklerini gösterdiler. Sorun, bu tehdidin yerleşik hücumda aynı karşılığı bulmamasıydı.
Vinícius’un tarafında açılan boşluk
Atlético’nun ilk yarıda sık kullandığı bölgelerden biri, Real Madrid’in sol tarafıydı. Llorente, Giuliano Simeone ve Kang-in Lee’nin bu bölgedeki hareketliliği, Vinícius’un arkasında kalan alanların değerlendirilmesini sağladı. Tchouaméni’nin o tarafa kayarak açığı kapatamadığı anlarda problem daha belirgin hâle geldi.
Burada Vinícius’un savunma katkısını tartışmak gerekiyor. Ondan sürekli kendi ceza sahasına kadar rakip takip etmesini beklemek, hücumdaki özelliklerini de sınırlayabilir. Geçişlerde tehdit oluşturması için önde kalmasının anlaşılır bir tarafı var. Fakat bu, topsuz oyunda sorumluluk almaması anlamına gelmiyor.
Ön alanda daha yoğun ve doğru zamanlanmış bir baskı, Vinícius’un kendisine de daha fazla hücum fırsatı yaratabilir. Takım geriye yerleştiğinde ise doğru pozisyon alması ve pas kanallarını kapatması, sürekli uzun mesafeler koşmadan da savunmaya katkı vermesini sağlayabilir. Dolayısıyla mesele yalnızca ne kadar koştuğu değil; nerede durduğu, ne zaman baskıya çıktığı ve arkasındaki oyuncuyla nasıl bir ilişki kurduğu.

İkinci yarıyı değiştiren Koke, maçı belirleyen Giuliano
Diego Simeone, ikinci yarıya Pubill’in yerine Koke’yi alarak başladı. Atlético’nun ilk yarıdaki başlıca eksiği düşünüldüğünde bu değişikliğin niyeti açıktı: Topla oynama kalitesini artırmak ve hücumları daha kontrollü geliştirmek.
Koke’nin girişi bu açıdan karşılığını verdi. Atlético topu daha iyi dolaştırmaya, rakip yarı sahadaki pas bağlantılarını daha sağlıklı kurmaya başladı. Yine de ikinci yarıdaki kontrolü yalnızca bu değişikliğe bağlamamak gerekiyor; Real Madrid’in on kişi kalması da maçın dengesini belirgin biçimde değiştirdi.
Kırılma anında Hancko’nun savunma arkasına gönderdiği müthiş pasla Giuliano Simeone buluştu. Huijsen’in müdahalesi Atlético’ya penaltı, Real Madrid’e ise kırmızı kart getirdi. Grimaldo penaltıyı gole çevirdi; ardından Giuliano’nun asistinde Jonathan David farkı ikiye çıkardı. Rüdiger’in son bölümdeki golüyle karşılaşma 2-1 tamamlandı.
Benim için maçın oyuncusu net biçimde Giuliano Simeone’ydi. Kazandırdığı penaltı ve yaptığı asistle iki golün de içinde yer aldı. Ancak etkisi skor katkısıyla sınırlı değildi. Savunma yardımı, sürekli tekrarladığı koşular ve bitmek bilmeyen enerjisiyle takımının oyununu taşıdı.
Koke ise oyunun işleyişini değiştiren isimdi. Giuliano belirleyici aksiyonları üretirken Koke, Atlético’nun topla daha doğru işler yapmasını sağladı.
Real Madrid’in asıl sorunu denge
Derbinin ardından öne çıkarılabilecek pek çok konu var. Benim için bunların başında Real Madrid’in dengesizliği geliyor.
Kadroda çok sayıda olağanüstü oyuncu bulunması, tek başına iyi bir takım oyunu oluşturmuyor. Hatta bazı isimlerin her koşulda sahada tutulması gerektiği düşüncesi, bu zenginliği bir yerleşim problemine dönüştürebiliyor.
Mevcut düzende Real Madrid, geçiş hücumları dışında elindeki kaliteyi yeterince sahaya yansıtamıyor. Yerleşik hücumda üretim, topsuz oyunda bütünlük ve maçın temposunu kontrol etme konusunda beklentilerin altında kalıyor. Buradaki ölçü elbette Real Madrid’in imkânları ve kadrosu. Bu oyuncu grubundan daha fazlasını beklemek gerekiyor.
Özellikle kendi yarı sahasına yerleştiğinde savunmanın iki hattını da tamamlaması şart. Bir kanatta sürekli telafi edilmesi gereken bir boşluk bıraktığınızda, bunun yükünü yalnızca o bölgedeki bek taşımıyor. Merkezden yardıma gelen oyuncunun boşalttığı alan da yeni bir problem yaratıyor.
Vinícius konusunda tercih zamanı
Bence artık Vinícius’un rolü konusunda daha net bir tercih yapılması gerekiyor. Ya savunmadaki sorumluluklarını yerine getireceği bir düzen kurulmalı ya da bu görevleri başka bir oyuncunun üstlendiği farklı bir yapı düşünülmeli. Bunun gerektiğinde Vinícius’un kulübede başlamasını içeren bir karşılığı da olabilir.
Örneğin sağda Diomande’nin, solda Valverde’nin orta saha hattını tamamladığı bir 4-1-4-1, savunma açısından daha dengeli bir seçenek olabilir. Valverde yerine Bellingham’ın bu hattın solunu tamamladığı bir düzen de değerlendirilebilir. Ancak bu tercihler yapılırken merkezde kimin kalacağı ve ileride hangi oyuncunun kullanılacağı da birlikte düşünülmeli.
Diomande’nin savunma isteği ve sağ kanadı kullanma biçimi, onu bu yapı için değerli kılıyor. Vinícius’un hücumda da sezona beklentilerin altında girdiğini düşündüğümde, alternatifleri denemenin daha da gerekli olduğuna inanıyorum.
Vinícius’u önde tutmak tercih edilecekse de arkasındaki alanı kimin, nasıl kapatacağı baştan belirlenmeli. Tchouaméni’nin sürekli o tarafa yetişmesine dayanan bir çözümün sınırları var.

Jonathan David’in golün ötesindeki sorunu
Jonathan David’in performansıyla ilgili eleştirim, kaç gol attığından bağımsız. Bir gol de atsa, hat-trick de yapsa Atlético’nun oyun yoğunluğuna yeterince adapte olamadığını düşünüyorum. Preste, topsuz koşularda ve mücadelede çok daha aktif olması gerekiyor. Sahadaki reaksiyonu ve oyuna katılımı, bu takımın ihtiyaç duyduğu seviyede değil.
Atlético’da santrforun sorumluluğu, ceza sahasına gelen topu kaleye göndermekle bitmiyor. Rakibin oyun kurulumunu bozması, baskıya katılması ve tekrar tekrar koşması gerekiyor. David’in eksik kaldığı yer de burası. Attığı golün değerini teslim etmek, oyun içindeki bu eksikliği görmezden gelmeyi gerektirmiyor.
Álvarez için karakterini gösterme zamanı
David’in bu görüntüsü akıllara Julián Álvarez’i getiriyor. Burada ona da bir parantez açmak gerekiyor. Yedek kulübesinde somurtarak oturan Álvarez’in artık sorumluluk alması lazım.
Álvarez, kariyerinin önümüzdeki döneminde bir kaybeden mi, bir ezik mi, yoksa gerçek bir karakter mi olduğunu gösterecek. Bu mesele onun futbol kariyerinden bağımsız değil. İçinde bulunduğu duruma nasıl tepki vereceği, kariyerinin bundan sonra hangi yöne gideceğini de belirleyecek.
Sonuçta Atlético ile bu kontratı yapan kendisi. Yaz dönemindeki tavrını hiç etik bulmuyorum. Kulüple ve taraftarla ilişkisini bu noktaya getiren sürecin ardından, şimdi kendi sorumluluğuyla yüzleşmesi gerekiyor. Bir hata yaptığını kabul edip sahada bunun karşılığını vermeli.
Taraftar kendisini yuhaladığında da bu tepkiyle yüzleşebilmeli. Yeniden kabul görmek istiyorsa bunu mücadelesiyle, tavrıyla ve performansıyla kazanmalı. İçine kapanarak, somurtarak veya sorumluluktan uzaklaşarak bu süreci aşamaz. O karakteri ortaya koyamazsa kendi futbol kariyerini de olumsuz bir yere götürecek. Bundan sonrasını belirleyecek olan, onun tavrı.
Pres, hücumun da bir parçası
Real Madrid, özellikle favori çıktığı maçlarda ön alan baskısına da başvuruyor. Bu baskının sürekliliği ve takım hâlinde uygulanabilmesi, ligdeki gidişatı açısından önemli olacak.
Barcelona’yı yakalamak için Real Madrid’in kendi güçlü taraflarını daha iyi kullanması gerekiyor. Mevcut görüntüde Barcelona’nın topla kurduğu organizasyon seviyesinden uzakta olduğunu düşünüyorum. Ancak Real Madrid’in rakiplerine üstünlük sağlayabileceği başka yollar var. Bunların başında da topu daha avantajlı bölgelerde kazanmak geliyor.
Her zaman hatırlatmak gerektiğini düşünüyorum: Hücum ve savunma birbirinden bağımsız değil. Topu nerede, nasıl bir yerleşimle ve rakip hangi durumdayken kazandığınız, bir sonraki hücumun niteliğini belirliyor.
Elinizde bu kadar etkili hücumcular varsa, onları sürekli yerleşmiş savunmalara karşı oynamaya mecbur bırakmamalısınız. Doğru bir ön alan baskısı, bu oyuncuları kaleye daha yakın ve daha elverişli koşullarda topla buluşturabilir. Bunun için yalnızca öndeki oyuncuların koşması değil, arkadaki hatların da baskıya eşlik etmesi gerekiyor.
Savunma problemi yalnızca hücumcularda değil
Bununla birlikte, savunmadaki bütün sorunları Vinícius ve Mbappé’nin katkısına indirgemek de doğru olmaz. Sezon başından bu yana topsuz performansıyla eleştirilmesi gereken isimlerden biri Dean Huijsen.
Topla ilişkisi güçlü olsa da savunma aksiyonlarındaki zamanlama ve müdahale kalitesi konusunda daha güvenilir olması gerekiyor. Atlético karşısındaki kırmızı kartı ve Elche maçındaki performansı, benim açımdan bu sorunun belirgin örnekleri.
Bir stoperin oyun kurulumuna katkısı çok değerli. Fakat bu katkı, savunmadaki temel sorumluluklarının yerine geçmiyor. Huijsen’in topsuz oyundaki hataları sürerse önümüzdeki haftalarda Konaté’nin yanındaki tercihin değişmesi şaşırtıcı olmaz.
Kadro zenginliğini doğru eşleşmelere dönüştürmek
José’nin elinde farklı oyunlara uygun çok sayıda seçenek var. Önemli olan, bu seçenekleri birbirini tamamlayan roller içinde kullanabilmek.
Sağ tarafta Diomande oynadığında, arkasında Trent’in pas kalitesinden yararlanılabilir. Arda veya Brahim gibi iç koridorlara yaklaşan, orta saha karakteri daha baskın bir oyuncu tercih edildiğinde ise Dumfries’in genişlik veren ve ileriye koşu yapan profili düşünülebilir. Espi’nin santrfor, Mbappé ve Diomande’nin kanat oyuncuları olduğu daha klasik bir 4-3-3 de seçenekler arasında. Burada amaç her maç farklı bir diziliş denemek değil; rakibe ve ihtiyaçlara göre kadronun sunduğu imkânları kullanmak.
Merkezde ise Arda ile Bernardo’dan en az birinin bulunmasını, özellikle lig maratonunda, çok önemli görüyorum. Real Madrid’in yalnızca hücumu bitiren oyunculara değil, o hücumu hazırlayan bağlantılara da ihtiyacı var. Topu dolaştırabilmek, baskı altında doğru pası bulabilmek ve oyunun temposunu değiştirebilmek için bu iki oyuncudan daha fazla verim alınmalı.
Tchouaméni ise sezonun bu bölümüne kadarki performansıyla benim için vazgeçilmez isimlerden biri. Ancak onun savunma gücünü de sürekli başkalarının bıraktığı boşlukları kapatmaya harcamamak gerekiyor.
Bellingham’ın kullanımı da bu denklemin önemli bir parçası. Özellikle Vinícius’un olmadığı, Mbappé’nin sola yaklaşarak oynadığı bir düzende Bellingham hücumda santrfor benzeri bir rol üstlenebilir. Ceza sahasına yaptığı koşularla Mbappé’nin boşalttığı merkezi değerlendirmesi, farklı bir tehdit yaratabilir.
Real Madrid’in elinde rakiplerini cezalandırabilecek fazlasıyla oyuncu var. Şimdi bu oyuncuları birbirini tamamlayan bir takım hâline getirmesi gerekiyor. Derbinin gösterdiği en belirgin eksik de burada: Yetenek mevcut, fakat o yeteneği taşıyacak denge henüz kurulmuş değil.
