CESUR YENİ FUTBOL
UEFA ŞAMPİYONLAR LİGİ · MAÇ ANALİZİ

Galatasaray–Stuttgart: Batrakov’un zekâsı, son yarım saatin uyarısı

Batrakov’un zekâsı, son yarım saatin uyarısı: Galatasaray 2–0 Stuttgart

Galatasaray, Stuttgart’ı 2-0 yenerek Şampiyonlar Ligi’nde dört maç sonunda altı puana ulaştı. Fikstüre baktığımda bunun çok değerli bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Batrakov’un iki golüyle kazanılan, özellikle ilk golden sonra uzun bir bölümünde Galatasaray’ın istediğini sahaya yansıtabildiği bir maç izledik. Bugün sevinilecek çok şey var. Ancak son yarım saati de bu sevincin içinde kaybetmeyelim.

Ben Galatasaray’ı Avrupa’nın en büyükleriyle mücadele ederken, yeniden çeyrek finaller oynarken görmek istiyorum. Bu takımın oyununda o seviyeye dair umut veren şeyler görüyorum. Eleştirilerimi de biraz buradan yapıyorum. Stuttgart karşısında övülecek işler olduğu kadar, sert biçimde eleştirilmesi gereken bölümler de vardı.

Bir de zemin meselesi var. Onu ayrıca konuşacağız. Çünkü böyle bir zeminde Şampiyonlar Ligi maçı oynanmasını kabul edilebilir bulmuyorum.

Stuttgart daha iyi başladı

Maça daha iyi başlayan taraf Stuttgart’tı. İlk on dakikada ikinci topların çoğunu aldılar ve kazandıkları bu topları özellikle kenarlardan geliştirdikleri hücumlarla pozisyonlara dönüştürdüler. Galatasaray başlangıçta rakibinin bu devamlılığını kesmekte zorlandı.

Sekizinci dakikada gelen pozisyon çok netti. Sol taraftan hazırlanan hücumun sonunda Leweling’in yerden yaptığı vuruş iki direğe de çarptı ama kaleye girmedi. Takip ettiğim veride 0,44 xG değerindeki bir fırsattı bu. Galatasaray o anda geriye düşebilirdi.

İlk golden hemen önce de Stuttgart’ın şuta dönüşmeyen etkili bir atağı vardı. Dolayısıyla ilk iki golün erken gelmesi, Galatasaray’ın başlama vuruşundan itibaren rakibini ezdiği anlamına gelmiyor. Maçın başlangıcıyla ilk golden sonraki bölümü birbirinden ayırmak gerekiyor.

İlk golün içinde iki farklı hücum vardı

Galatasaray’ın 12. dakikada bulduğu golü yalnızca Batrakov’un harika vuruşuyla anlatmak istemiyorum. Hücumun nasıl başladığı ve nasıl devam ettiği de önemli.

Stuttgart’ın etkili atağından sonra Galatasaray topu uzaklaştırdı. Bu topu Osimhen aldı ve Yunus’u gördü. Yunus da oyunun yönünü harika değiştiren bir pasla Barış’ı ceza sahasında topla buluşturdu.

Buraya kadar çok iyi bir geçiş hücumu vardı. Fakat bu hücum doğrudan bir bitirişe dönüşmedi. Galatasaray topu kaybetmedi, hücumu devam ettirdi ve set oyununa yerleşti.

Ardından sağ tarafta kurulan çok iyi bir üçgenle Sallai ceza sahasına girdi. Sallai’nin içeri çevirdiği topu savunma karşıladı, seken top Batrakov’un önüne geldi ve Batrakov harika vurdu. Skor 1-0 oldu.

Yunus’un pası, Osimhen’in bağlantısı, Barış’ın koşusu, sağ taraftaki paslaşma ve Sallai’nin ceza sahasına girişi aynı hücumun parçalarıydı. Galatasaray ilk denemesi sonuç vermediğinde hücumu bitirmedi. Topu koruyup başka bir taraftan yeniden gitti. Batrakov da bütün bu hazırlığı çok kaliteli bir vuruşla tamamladı.

Stuttgart’ın önlemini Batrakov çözdü

İkinci golde ise Galatasaray’ın rakibinin savunma defosunu çok iyi işlediğini gördük.

Maç öncesinde üzerinde durduğum konulardan biri Batrakov ve Yunus’un hatlar arasında nasıl savunulacağıydı. Galatasaray hem Lille hem Fenerbahçe maçlarında bu oyuncuları o bölgelerde topla buluşturarak çok önemli çözümler üretmişti. Stuttgart’ın onlara aynı konforu bırakmak istememesi anlaşılırdı.

Nitekim bire bir takip etme çabası gördük. Fakat bir oyuncuyu takip ettiğinizde, boşalttığınız alanın sorumluluğu da ortadan kalkmıyor.

İkinci golde Stuttgart’ın geri üçlüsünden Mittelstädt, Yunus’u merkeze, Galatasaray’ın sağ iç tarafına doğru takip etti. Batrakov da merkezde yer değiştiriyordu ve onunla Atakan Karazor eşleşmişti. Mittelstädt ile Atakan’ın birlikte öne çıktığı bu anda Stuttgart’ın sol stoper bölgesi tamamen boşaldı.

Batrakov sırtı dönük aldığı topu tek pasla Davinson’a verdi. Ardından beklemedi. Hemen o boşluğa hareketlendi ve Atakan’dan daha hızlıydı. Davinson da ayağının dışıyla harika bir pas gönderdi. Batrakov kaleciyle karşı karşıya kaldı ve bacak arasından yaptığı vuruşla skoru 2-0’a getirdi.

Bu golde Batrakov’un yaptığı işi çok değerli buluyorum. Pası verip oyunun dışında kalmıyor. Rakibin yerleşimini okuyor, boşluğu görüyor ve bir sonraki hareketi yapıyor. Davinson’un pasının hakkını da mutlaka vermek gerekiyor. Koşuyu gördü ve topu tam olması gereken yere gönderdi.

Stuttgart, Batrakov ile Yunus’un rahatça top almasını engellemek istiyordu. Ancak takip ederken bıraktığı alanı koruyamadı. Galatasaray da bu açığı çok iyi kullandı. Bir oyuncuyu marke etmek, onun etkisini otomatik olarak ortadan kaldırmıyor. Batrakov bunu bir kez daha gösterdi.

Uzun topların arkasında bir plan vardı

Maç boyunca uzun toplar, ikinci toplar ve ikili mücadeleler belirleyiciydi. Bunu yalnızca zemine bağlamıyorum. Maç öncesinde de bu oyunun oluşabileceğini konuşmuştuk.

Galatasaray’ın baskısına karşı Stuttgart’ın uzun oynaması, tek başına Galatasaray’ın bütün işi hallettiği anlamına gelmeyecekti. Deniz ve Demirović’in birlikte sahada bulunması, ilk mücadelede ve topun devamında savunmaya sorun çıkarabilecek bir yapı oluşturuyordu. Stoperler eşleşmelere gittiğinde arkalarında açılabilecek alanlar da önemliydi.

Stuttgart’ın bu uzun toplar için bir yerleşimi vardı. Top uzun gönderilirken 3-4-3’ü çok net görebiliyorduk. Öndeki üç oyuncu Galatasaray’ın üç oyuncusunu eşleşmeye çekiyor, topun düşeceği ceza sahasına yakın bölgenin çevresinde ikinci topu kontrol etmeye yönelik bir kalabalık oluşuyordu.

Ben bu yerleşimi izlerken adeta bir yedigen görüyordum. Bir ikinci top havuzu oluşturuyorlardı. Top o havuzun içinde kaldığında Stuttgart’ın kazanma ihtimali artıyor, dışına düştüğünde ise Galatasaray için geçiş fırsatı doğabiliyordu.

İlk on dakikada Stuttgart bunun karşılığını aldı. Fakat ilk golden sonra Galatasaray seken toplarda ve ikili mücadelelerde üstünlüğü ele geçirdi. Bu üstünlük oyuna da yansıdı. Rakibin hücumlarının devamını kesti, kazandığı toplarla yeniden oynadı ve Stuttgart’a kolayca yerleşme fırsatı vermedi.

Takım savunmasını da bu bölümde başarılı buluyorum. Galatasaray geçişlerde iyi geri koştu, birbirini tamamladı ve ilk golünden 60. dakikaya kadar rakibine çok az fırsat sundu.

Altmıştan sonra aynı takım yoktu

İkinci yarının ilk on beş dakikasında dengeli bir oyun vardı. Bu denge Galatasaray’ın işine geliyordu. İki farklı öndesiniz, rakibiniz oyunu belirgin biçimde eline alamıyor ve süre ilerliyor. O bölümde her şeyi zorlamanıza gerek yok.

Ancak 60. dakikadan sonra Galatasaray’ın savunma yoğunluğu düştü. Hem öndeki baskıda hem de geçiş savunmasında bunu gördük. Baskı kırıldıktan sonra ilk yarıdaki gibi geri koşamadılar ve Stuttgart ciddi fırsatlar bulmaya başladı.

İkinci yarıda rakibe beş isabetli şut ve iki çok net gol pozisyonu verdiler. O iki net fırsat da kontra ataklardan geldi. İki farklı önde olduğunuz bir maçta rakibinize bu şekilde açık alan vermenizi ciddi bir problem olarak görüyorum.

İlk yarıdaki konsantrasyon ve yoğunluk sahada yoktu. Son yarım saatte ikisi de çok aşağıya gitmişti.

Üstelik sorun yalnızca savunmada değildi. Galatasaray geçiş hücumuna çıktığında yeterli destek gelmediğini de gördük. Topu alan oyuncu ilerliyor ama takım arkadaşları aynı hızla ona yaklaşamıyor. Mesafeler açılıyor, bağlantılar azalıyor. Hücum devam etmediğinde bu kez yeniden geriye koşmak gerekiyor.

Benim gördüğüm, yorgunluğun oyunun bütün fazlarına yansıdığıydı. Savunmaya dönemiyorsunuz, hücuma destek veremiyorsunuz, oyuncular birbirinden uzaklaşıyor. İlk bölümde birbirini tamamlayan takım, son bölümde aynı işleri birlikte yapamıyor.

Bu düşüş, Galatasaray’ın elindeki bir maçı tehlikeye atabilirdi. Stuttgart o fırsatlardan birini değerlendirse son dakikalar bambaşka bir hâl alabilirdi. Bugün değerlendiremediler. Ancak bunun üzerinden sorunu yok sayamayız.

Çeyrek final istiyorsak son yarım saati konuşacağız

Galatasaray’ın yüksek yoğunluklu maçlarının önemli bir bölümünde benzer bir durum görüyorum. Bir yere kadar rakibine ciddi sorun çıkaran takım, son yarım saatte maçı idare etmeye çalışan bir görüntüye geçebiliyor.

Bunu her dakika aynı hızla koşmaları gerektiğini düşündüğüm için söylemiyorum. Elbette maçın temposu değişecek. Bazen daha geride savunacaksınız, bazen topu tutup dinleneceksiniz, bazen baskının zamanını daha dikkatli seçeceksiniz. Ama yoğunluk düştüğünde oyunun bütün bağlantılarının da gevşemesini kabul edemeyiz.

Galatasaray’ın ilk golden 60. dakikaya kadar oynadığı futbol, Avrupa’nın birçok büyük takımına kafa tutabileceğini düşündürüyor. Fakat çeyrek final seviyesine gelmek istiyorsanız, gerektiğinde bu rekabeti iki maçta 180 dakika boyunca sürdürebilmeniz gerekiyor.

İlk maçın bir saatini çok iyi oynayıp geri kalanını bir şekilde bitirmeyi bekleyemezsiniz. Karşınıza gelecek rakiplerin bu boşlukları değerlendirme kalitesi de artacak.

Benim bu takımdan beklentim yüksek. Bugün altı puana sevinirken bu tarafı da konuşmamın sebebi bu. İyi yapılanları görüyorum, gelişimi görüyorum. Ama gidilebilecek daha büyük bir yer olduğunu da düşünüyorum. Oraya ulaşmak için çözülmesi gereken sorunlardan biri bu son bölüm düşüşü.

Bir oyuncunun sakatlanmasını mı bekleyeceğiz?

Zemine ayrıca değinmek gerekiyor. Çünkü berbat bir zemindi ve ikinci yarıda iyice ağırlaştı.

Birkaç gündür Avrupa Yakası’nın kuzeyinde yağan yağmuru Galatasaray’ın zemini pek kaldıramamış görünüyor. Maçtaki uzun top tercihlerinin tamamını buna bağlamıyorum. Bana sorarsanız sınırlı bir payı vardı; kabaca yüzde on derim. Bu ölçülmüş bir oran değil, oyundaki etkisine dair izlenimim. Takımların uzun oynamak için taktik nedenleri de vardı. Ancak zemin o tercihleri ve uygulamaları ayrıca etkiledi.

Osimhen’in bir geçiş hücumunda yaşadığı pozisyonu düşünelim. Pas vermek için destek ayağını yere koyduğunda bir çamur birikintisine bastı. Hem pası istediği gibi atamadı hem de neredeyse kendisini sakatlıyordu.

Galatasaray belki o hücumda skoru 3-0’a getirip iyice rahatlayacaktı. Bunun yerine kendi zemini yüzünden en değerli oyuncusunun sakatlanma riskiyle karşılaştı.

O anda Osimhen sakatlansa ve Galatasaray bu maçı kazanamasa herkes o pozisyonu konuşacaktı. Günlerce aynı görüntüyü izleyecektik. Peki konuşmak için bunların gerçekleşmesi mi gerekiyor? Bir oyuncunun sakatlanmasını mı bekleyeceğiz?

Önemli olan zarar gelmeden önce konuşmak. Buradan bu zemin sorununa acilen çözüm bulunması çağrısını yapıyorum. Bir Şampiyonlar Ligi takımına bu saha hiç yakışmıyor.

Üstelik mesele yalnızca Galatasaray da değil. İki takımın oyuncuları da sürekli kaydı. Paslar zeminde düzgün akmadı. Özellikle dribling yapmak çok zorlaştı. Leão oyuna girdikten sonra birçok pozisyonda topu istediği gibi süremedi. Stuttgart’ın da zemin yüzünden istediği pas ritmini yakalayamadığı sekanslar gördük.

Dolayısıyla “Kime avantaj sağladı?” tartışmasının ötesinde bir problem var. Bu zemin maçın kalitesini düşürdü ve futbolcuları gereksiz bir riskle karşı karşıya bıraktı. Bunun düzeltilmesi gerekiyor.

Maçın oyuncusu Batrakov

Benim maçın oyuncum şüphesiz Batrakov.

İki gol attı ama değerlendirmem yalnızca gol sayısına dayanmıyor. İkinci golün oluşmasını sağlayan hareketi kendisi yaptı. Rakibinin bıraktığı alanı gördü, pasını verdi, koşusunu yaptı ve bitirdi. Galatasaray’ın geriden çıkışlarında da koşularıyla ve oyun zekâsıyla kilit oyuncuydu.

Top kendisinde değilken de oyunun içinde. Nereye yaklaşacağını, ne zaman uzaklaşacağını, hangi boşluğa hareket edeceğini çok iyi okuyor. Rakibin onu takip etmesi bile bazen başka bir avantajın başlangıcına dönüşebiliyor.

Çok özel bir oyuncu. Bir kez daha performansından dolayı kendisini kutluyorum.

Galatasaray, milli ara öncesindeki son Şampiyonlar Ligi maçından üç puanla çıktı, altı puana ulaştı ve kendisini ilk 24’ün içine attı. Önündeki Amed SK maçını da kazanırsa milli araya mükemmel bir şekilde girmiş olacak.

Bugün mutlu bir gün. Okan Hoca’yı, oyuncuları ve emeği geçen herkesi kutluyorum. Ama bu takımın daha büyük işler yapmasını istiyorsak, kazandığı akşamda da eksiklerini açıkça söyleyeceğiz. Batrakov’un kalitesini de konuşacağız, son yarım saati de, o berbat zemini de.