Fenerbahçe–Slavia Prag: İyi başlangıç, kaybolan kontrol

Fenerbahçe, Slavia Prag karşısında çok iyi başladığı ve iki farklı öne geçtiği maçı 2-2 beraberlikle tamamladı. İlk bölümde rakip yarı sahaya yerleşen, kaybettiği topları hemen geri kazanan ve hücum sürekliliği sağlayan bir takım vardı. Ancak maç ilerledikçe bu oyun kayboldu. Son dakikalarda yenilen gol de yalnızca kaçan bir galibiyeti değil, Fenerbahçe’nin oyunu ve skoru birlikte yönetmekte yaşadığı problemi gösterdi.
Kaçırılan fırsatları, bireysel hataları ve tribünün tepkisini elbette konuşmak gerekiyor. Fakat bence bu maçın en büyük hatası, 2-1 öndeyken son bölümde alınan yerleşim riskiydi. Oyunun kontrolünü zaten elinde tutamayan bir takımın, rakibine kendi kalesine kadar koşabileceği geniş bir alan bırakması kabul edilebilir değil. Yani bana 2-1 öndeyken 90. dakikada kontra ataktan gol yiyen başka bir takım gösterin desem gösterebilir misiniz?
Fenerbahçe bu beraberlikle Şampiyonlar Ligi’nde üç maç sonunda iki puanda kaldı. Önünde beş maç ve alınabilecek 15 puan var. 10 puanı bir hedef olarak koyduğumuzda bile kalan maçlardan sekiz puan çıkarması gerekiyor. Üstelik bu hedef, ilk 24 için kesin bir garanti de değil. Atlético Madrid ve Liverpool karşılaşmalarının da bulunduğu bir fikstürde, iç sahada elinize gelen böyle bir galibiyeti kaybetmenin bedeli büyük.
İlk bölümde doğru yapılan çok şey vardı
Fenerbahçe’nin ilk 20-25 dakikadaki oyununu çok beğendim. Slavia Prag’ın çıkarken kaybedebildiği toplar, bu maç öncesinde üzerinde durduğum noktalardan biriydi. Rakip, topu uzun süre kontrol etmekten çok hızlı ve doğrudan hücum etmek isteyen bir takım. Fenerbahçe’nin kendi hücumlarından sonra vereceği reaksiyon bu yüzden çok önemliydi.
Maçın başında bunu çok iyi yaptılar. Topu kaybettikten sonra baskıyı hemen başlattılar, rakibin çıkışını kestiler ve yeniden hücum ettiler. Slavia bir türlü rahatlayamadı. Matteo–Kanté ikilisinin en güçlü taraflarından birini de burada gördük. Bu oyuncuların baskı altında top kullanımıyla ilgili eleştirilerimiz olabilir ama iş topu geri kazanmaya geldiğinde gerçekten çok değerliler.
Oğuz’un golü de bu atak sürekliliğinin içinden çıktı. Kenardan içeri gelip sol ayağıyla yaptığı vuruş olağanüstüydü. Ters ayağıyla böyle bir gol atabilmesi ayrıca önemli. Bu sezon gösterdiği performans, Fenerbahçe’nin hücumunu yukarı taşıyan unsurlardan biri.
Burada İsmail Hoca’ya da kredi vermek gerekiyor. Sezon başında Oğuz’un takım içindeki yeri bugünkü kadar güçlü görünmüyordu. Şimdi ise sorumluluk alan, üretken ve özgüvenli bir oyuncu izliyoruz. Teknik direktörün eleştirdiğimiz tercihleri kadar, oyuncusundan aldığı bu katkıyı da konuşmalıyız. Greenwood’un golünde de ikinci topun kazanılması, ardından kurulan pas bağlantısı ve ceza sahasına yapılan koşu vardı. Fenerbahçe ilk bölümde hem topları geri topluyor hem de kazandığı topları doğru kullanıyordu. İki güzel vuruşun arkasında, o vuruşlara tekrar tekrar fırsat hazırlayan bir oyun bulunuyordu.
Greenwood’un özgürlüğü rakibin eşleşmelerini bozdu
Bu maçın başlangıcındaki önemli farklardan biri Greenwood’un rolüydü. Onu kenarda oynarken de merkeze yaklaşan, belirli bir özgürlükle hareket eden bir oyuncu olarak izliyorduk. Ancak o düzende sağ kanadın genişliğini zaman zaman kendisinin vermesi gerekiyordu. Oyun kurulumuna yardım etmek için derine geldiğinde de çoğu kez çizgiye daha yakın bölgelerde kalıyordu.
Bu kez iki kenar oyuncusunun ortasında oynadı. Genişliği Oğuz ve Kerem verince Greenwood’un sahayı hem yatay hem de dikey kullanabileceği çok daha serbest bir rol oluştu. Bazen orta sahaya yaklaştı, bazen kenarlara gitti, bazen de Vedat’ın yanında ikinci santrfor gibi konumlandı.
Bence Slavia Prag ilk bölümde bu hareketliliğe karşı eşleşmelerini kurmakta zorlandı. Greenwood daha rahat top aldı ve hücumun farklı noktalarında oyuna katılabildi. İkinci goldeki bağlantısı ve devamındaki koşusu da bu özgürlüğün ne kadar değerli olabileceğini gösterdi.
Rakip daha sonra buna karşılık verdi. Greenwood’a daha yakın oynadılar, sırtı dönük aldığı toplarda daha agresif davrandılar ve rahat hareket etmesini sınırladılar. Bazı müdahalelerde sarı kart çıkması gerektiğini düşünüyorum. Ancak Fenerbahçe’nin de rakibin artan temasına ve daha sıkı eşleşmelerine oyun içinde bir cevap vermesi gerekiyordu. İlk bölümde rahat çalışan bağlantılar kapanınca aynı akıcılık korunamadı.
Aké çıkınca yalnızca bir stoper eksilmedi
Slavia’nın farkı bire indiren golü önemliydi ama benim için oyundaki daha belirleyici kırılma Aké’nin çıkışı oldu. Fenerbahçe, skor 2-1’e geldikten hemen sonra bütün ritmini ve özgüvenini kaybetmedi. Aké’nin sakatlanıp yerini Oppong’a bırakmasının ardından ise topu kullanma biçimindeki kayıp daha belirgin hâle geldi.
Aké’nin katkısını yalnızca isabetli pas atmasıyla açıklayamayız. Oyun görüşü ve pas kalitesiyle elit bir oyuncudan bahsediyoruz. Topu aldığında ne zaman oyunu sakinleştireceğini, ne zaman hızlandıracağını biliyor. Kısa bağlantıyı da uzun pası da kullanabiliyor; hatlar arasındaki oyuncuyu görüp topu ileri taşıyabiliyor.
Oppong ise farklı özellikleriyle öne çıkan bir stoper. Atletizmi değerli ama oyun görüşü, pas çeşitliliği ve tempoyu yönlendirme bakımından Aké’nin gerisinde. Burada iki oyuncunun aynı işi aynı seviyede yapmasını bekleyemeyiz.
Bu değişiklikle Fenerbahçe’nin geride oyuna yön veren önemli bir oyuncusu eksildi. Bağlantı oyunu zayıfladı. Özellikle ikinci yarıda takımın topu biraz daha sakin kullanmasına, bir hücumu yeniden kurmasına veya baskının yönünü değiştirmesine ihtiyaç duyduğu anlarda Aké’nin yokluğu hissedildi.
Ederson’un oyun kurulumundaki kalitesi çok yüksek. Ancak kaleciniz ne kadar iyi olursa olsun, önündeki oyuncuların da bu oyunu devam ettirebilmesi gerekiyor. Fenerbahçe’nin sorunu yalnızca ilk pası vermek değil; o pasın ardından topu kontrol ederek ilerleyebilmek.
Matteo’nun hatası ve merkezin profil meselesi
Slavia Prag’ın ilk golünde Guendouzi çok büyük bir hata yaptı. Topu aldıktan sonra çevresini yeterince kontrol edemedi ve kenara vermek istediği pası doğrudan rakibine gönderdi. Kendi kalenize bu kadar yakın bir bölgede yapılan böyle bir hatanın bedeli ağır oluyor.
Ancak değerlendirmeyi “Matteo kötü oynadı” noktasında bırakmak yeterli değil. Aston Villa maçında İsmail Yüksek’in yaşadığı sorunlarla birlikte düşündüğümüzde, Fenerbahçe’nin merkezinden ne istediğine de bakmak gerekiyor.
Kanté, Guendouzi ve İsmail çok iyi futbolcular. Top kazanma, mücadele, alan kapatma ve takım arkadaşlarının hatalarını telafi etme konusunda önemli özellikleri var. Fakat baskı altında sırtı dönük top alıp çevresini okuyarak oyunun yönünü ve temposunu belirlemek başka bir beceri.
Kanté’nin bu maçtaki performansını çok beğendim. Bence Fenerbahçe’nin en iyi oyuncularından biriydi. Guendouzi de topsuz oyunda değerli işler yaptı. Bunları teslim etmek, aynı oyunculardan sürekli baskı altında oyun kurmalarını isteyen planı sorgulamamıza engel değil.
Slavia’nın merkezdeki oyuncunun topu almasına izin verip ardından baskıyı başlattığı anlar da bu açıdan önemliydi. Bir pas yolunun açık olması, o pasın mutlaka güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Rakip bazen tam da o pası atmanızı istiyor. Topu alan oyuncunun çevresindeki seçenekler hazırlanmadığında, görünürdeki boşluk bir baskı tuzağına dönüşebiliyor.
Ben Fenerbahçe’nin merkezinde, topu kullanma biçimiyle diğer oyuncuları tamamlayacak bir profile ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Hakan Çalhanoğlu örneğini bu yüzden veriyorum. Buradaki mesele bir transfer ismi önermek değil; baskı altında top alabilen, sahayı önceden tarayan ve oyunun yönünü değiştirebilen oyuncunun bu yapıya ne katacağını anlatmak.
Kanté’nin yanında böyle bir profilin bulunması, Fenerbahçe’nin özellikle favori olduğu maçlardaki oyununu çok yukarı taşıyabilir. Mevcut oyuncuların kalitesini tartışmıyorum. Bir araya geldiklerinde, oynamak istediğiniz oyunun bütün ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadıklarını tartışıyorum.
Her şeyi transferle açıklayamayız
Bununla birlikte Fenerbahçe’nin bütün sorunlarını merkezde eksik olan oyuncu profiline bağlamak da doğru olmaz. Sahadaki organizasyonun geliştirilmesi gereken tarafları var ve bunlar yalnızca transferle çözülecek meseleler değil. Geriden kısa paslarla çıkmak ve alanları bağlantılar kurarak aşmak istiyorsanız, topu alan oyuncunun çevresinde sürekli seçenek hazırlamanız gerekiyor. Bir oyuncu yaklaşırken diğeri onun boşalttığı alanı kullanmalı. Rakip savunmacı bağlantıya gelen oyuncuyu takip ediyorsa, arkasındaki boşluğa başka bir koşu yapılmalı.
Her pasın doğrudan ileri gitmesi de gerekmiyor. Bazen geriye veya merkeze oynayıp üçüncü oyuncu üzerinden baskıyı aşabilirsiniz. Ancak bunun için oyuncuların hareketlerinin birbirini tamamlaması lazım. Topu alan herkesin yeniden tek başına çözüm aradığı bir oyunda süreklilik sağlamak çok zor.
Fenerbahçe’nin maçın ilk bölümünde kurduğu bağlantıları rakibin müdahalesinden sonra aynı kalitede üretemediğini gördük. İkinci yarının başlangıcında oyun biraz dengelendi, bazı fırsatlar da bulundu. Fakat Fenerbahçe’nin tempoyu istediği gibi ayarladığı, topu elinde tutarak rakibini yönlendirdiği uzun bir bölüm göremedik.
Burada İsmail Hoca’nın sorumluluğu var. Elinizdeki kadronun sınırlılıklarını kabul etmekle, mevcut oyuncularla daha iyi bir organizasyon kurmayı istemek birbiriyle çelişmiyor. Bu kadar tecrübeli ve oyunu anlayabilen oyuncunun bulunduğu bir takım, bağlantılarını daha düzenli ve daha hızlı kurabilmeli.
Topa sahip olmak istemekle oyunu kontrol etmek aynı şey değil
İsmail Kartal’ın oynamak istediği oyunun ana hatları belli. Geriden kısa paslarla çıkmak, topu rakip yarı sahaya taşımak, orada kalmak ve kaybettiğinde hızlıca geri kazanmak isteyen bir takım kurmaya çalışıyor. Bence bu, Fenerbahçe’nin özellikle ligde doğru kadro yapısıyla güçlü biçimde oynayabileceği bir oyun.
Ancak niyetle sahada gerçekleşen arasında fark var. Mevcut Süper Lig verilerinde Fenerbahçe yüzde 55,1 topla oynama oranıyla beşinci sırada. Beşiktaş yüzde 61,8, Galatasaray yüzde 59,8, Rizespor yüzde 56 ve Samsunspor yüzde 55,3 ile önünde bulunuyor.
Bu sıralama tek başına iyi veya kötü futbolun ölçüsü değil. Topa daha az sahip olup çok iyi oynayabilirsiniz. Benim dikkat çektiğim nokta, Fenerbahçe’nin topu rakibine bırakmayı temel bir tercih olarak benimseyen takım olmaması. Topla kontrol kurmak isteyen bir takımın, baskı karşısında bu kadar sık çıkış sorunu yaşaması önemli.
Slavia maçının ikinci yarısı da bunun bir örneğiydi. Fenerbahçe öndeydi ama oyunun temposunu belirleyemiyordu. Topun sürekli el değiştirdiği, orta sahaların zaman zaman kolay geçildiği bir oyun vardı. Böyle bir maçta yalnızca skor tabelasına bakıp kontrolün sizde olduğunu söyleyemezsiniz.
Kerem’i hangi özellikleriyle değerlendiriyoruz?
Tribünün Kerem’e tepkisini de bu takım yapısından bağımsız değerlendirmiyorum. Bence Kerem’i çizgide top alıp rakibini sürekli geçecek bir kanat oyuncusu gibi görmek, ondan yanlış şeyler beklememize yol açıyor.
Kerem’in en güçlü tarafı koşuları. Rakibin boşalttığı alanı bulmak, santrforu desteklemek ve onun açtığı boşlukları değerlendirmek konusunda iyi bir oyuncu. Ben onu bu açıdan ikinci forvet özellikleri daha baskın bir hücumcu olarak görüyorum.
Bu maçta da doğru koşular denedi. Kendisine alan bulmaya çalıştı. Ancak koşuyu yapan oyuncuyu doğru zamanda göremediğinizde, o hareketin değeri hücumun sonucuna yansımıyor. Fenerbahçe’nin Kerem’i yeterince ve zamanında bulamadığını düşünüyorum.
Topu ayağına aldığında ise farklı bir oyuncu görüyoruz. Çok güçlü bir driblingçi değil. Topla uzun süre oynaması gerektiğinde kayıpları artabiliyor. Taraftar da çoğu zaman koşuyu değil, top geldiğinde yaşanan bu kaybı görüyor. Skor katkısı da beklentinin altında kalınca tepki büyüyor.
Kerem’in her kararını veya her uygulamasını doğru bulduğum için söylemiyorum bunları. Ama sahada elinden geleni yapan ve kendi özellikleriyle katkı vermeye çalışan bir oyuncu görüyorum. Ondan sahip olmadığı becerileri sürekli talep ederken, iyi yaptığı işi kullanamıyorsanız takımın uyumunu da sorgulamanız gerekiyor.
Değişiklikte isim kadar plan da önemli
Oğuz’un çıkmasına yönelik tepkiyi anlıyorum. Çok iyi bir dönem geçiriyor ve bu maçta da önemli işler yaptı. Ancak Oğuz–Nene değişikliğini tek başına büyük bir hata olarak görmüyorum. Oyuncunun fiziksel durumunu ve teknik ekibin elindeki bilgileri dışarıdan bütünüyle bilmiyoruz. Nene’ye güvenip onu kullanmak da anlaşılabilir bir tercih.
Benim eleştirim, o değişikliklerin hangi oyun planına bağlandığıyla ilgili. Greenwood fiziksel olarak oyundan düşmeye başlamıştı. O aşamada onun yerine İsmail’i alıp Kanté–Guendouzi–İsmail merkezini kurmak, Nene–Lukaku–Kerem’i önde bırakmak düşünülebilirdi.
Burada İsmail’in daha sonra oyuna girmesinden ayrı bir şey söylüyorum. Önerim, o bölümde daha erken ve bütünlüklü bir plan değişikliğiydi. Fenerbahçe biraz daha geride, merkezi daha güçlü tutarak rakibini karşılayabilir; topu kazandığında öndeki taze oyuncularının koşularını kullanabilirdi.
Greenwood’un çıkması, Slavia’nın geride tuttuğu bir oyuncuyu daha öne göndermesine de yol açabilirdi. Bu kesin olarak böyle olurdu demiyorum. Ama rakibin risk almasını sağlayıp arkasındaki alanı kullanmaya çalışmak, maçın o anında anlamlı bir seçenekti. Bence Fenerbahçe, Slavia’nın yerleşik hücumlarını savunabilecek kaliteye sahipti. Archie yerine Levent’i kullanmak da topu kazandıktan sonraki bağlantıları güçlendirebilecek başka bir hamleydi. Böylece yalnızca daha fazla mücadele eden değil, kazandığı topu biraz daha doğru kullanabilen bir yapı kurulabilirdi.
İdeal oyununuzdan vazgeçmeniz gerekmiyor. Ancak o oyunu sahada sürdüremediğiniz bir bölümde, skorun ve oyuncuların durumunun gerektirdiği başka bir plana geçebilmelisiniz.
Son goldeki hata uzun vurmak değildi
Beraberlik golüne giden pozisyon bu yüzden özellikle önemli. Ederson kale vuruşunu uzun kullanıyor. Fenerbahçe rakip yarı sahaya yerleşmiş, savunma hattı orta saha çizgisi civarında. Top rakip ceza sahasının çizgisine kadar gidiyor ve orada hava topuna çıkan oyunculardan biri Kanté.
İlk topu Slavia savunması karşılıyor. Ortada kalan topu İsmail Yüksek kazanamıyor. Rakip kenardan atağa çıkıyor, devamında yapılan orta ve ceza sahasındaki iyi vuruşla golü buluyor.
Benim eleştirim Ederson’un uzun oynaması değil. O dakikada uzun vurmak gayet mantıklı olabilir. Ancak topu nereye gönderdiğiniz ve takımın bunun etrafında nasıl yerleştiği de en az bu tercih kadar önemli.
Savunma hattını orta saha çizgisine kadar çıkarmadan, daha derinde ve daha güvenli bir yerleşimle de uzun oynayabilirsiniz. Takımın boyunu ve ikinci top çevresindeki mesafelerini buna göre ayarlayabilirsiniz. Burada ise ilk iki mücadele kaybedildiğinde Fenerbahçe kendi kalesine kadar yüksek şiddetle geri koşmak zorunda kaldı.
Üstelik yoğun fikstürün içindesiniz ve oyuncularınız yorgun. Son dakikalarda 2-1 öndeyken kendinize böyle bir koşu mecburiyeti yaratmanız çok büyük hata. Geçişi savunmakta en değerli oyuncularınızdan biri olan Kanté’nin rakip ceza sahasının çizgisinde hava topuna çıkmasını da doğru bulmuyorum. Onun geride sağlayacağı güvenliği neden o anda kaybediyorsunuz?
İsmail’in sorumluluğunu da atlamamak gerekiyor. İkili mücadeleyi kaybedebilirsiniz ama devamındaki geri koşuda şiddetin azalmasını kabul edemem. Son 20 dakikada oyuna girmiş, merkezde güvenliği artırması beklenen bir oyuncudan o koşuyu sonuna kadar yapmasını beklerim.
Bu golün hem takım yerleşimiyle hem bireysel uygulamalarla ilgili tarafı var. Sadece bir oyuncuyu işaret ederek açıklayamayız. Ama yalnızca “futbolda bunlar oluyor” diyerek de geçemeyiz. Fenerbahçe’nin o dakikada alması gerekmeyen bir risk vardı ve bunun bedeli iki puan oldu.
İsmail Kartal tartışmasını buradan yapmak gerekiyor
İsmail Hoca’nın temel oyun fikrini beğeniyorum. Fenerbahçe’nin doğru oyuncu profilleriyle bu oyundan çok daha fazla verim alabileceğini düşünüyorum. Ancak maçın farklı anlarında daha pragmatik davranması gerektiği de açık. Bazen oyuncu değiştirmek yetmiyor; takımın o andaki hedefini de değiştirmek gerekiyor. Rakip yarı sahada kalamıyorsanız, topu kontrol edemiyorsanız ve oyuncularınız yorulmuşsa, ilk dakikadaki yerleşimde ısrar etmenin bir anlamı kalmayabilir.
Burada teknik direktörün çevresindeki desteği de konuşmak lazım. Fenerbahçe’nin mevcut analist ekibini tanımıyorum ve onların yetersiz olduğunu iddia etmiyorum. Ancak maç içindeki problemlerin tespit edilmesi, alternatiflerin hazırlanması ve teknik direktöre zamanında aktarılması kulübün sürekli geliştirmesi gereken bir alan.
Saha kenarında teknik direktörün aynı anda birçok işle uğraştığını unutmamalıyız. Oyuncusuyla iletişim kuruyor, takımı yönlendiriyor, değişiklik düşünüyor. Oyunu başka açılardan izleyen ve belirli detayları takip eden bir ekibin katkısı bu yüzden değerli. Bu ihtiyaç, takımın başında kimin olduğundan bağımsız.
Ben “İsmail Hoca giderse bütün sorunlar çözülür” düşüncesine katılmıyorum. Bu, hocanın hatalarını görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Fenerbahçe’nin yıllardır farklı teknik direktörlerle yaşadığı sorunları yalnızca her dönemin hocasına bağlamanın yeterli bir açıklama olmadığını düşünüyorum.
İsmail Kartal’la devam edilecekse, onun oyununu tamamlayan oyuncu profillerini ve çalışma düzenini oluşturmak gerekiyor. Mevcut kadro değişmeden kullanılacaksa da bu kadronun hangi oyuna daha uygun olduğunu dürüstçe tartışmalısınız. Teknik direktörden talep ettiğiniz oyunla eline verdiğiniz kadro arasında bir ilişki olmak zorunda.
Panikle değil, ihtiyaçla hareket etmek
Bence Fenerbahçe’nin devre arasında yapacağı doğru bir merkez hamlesi, takımın oyununu önemli ölçüde geliştirebilir. Elindeki iyi oyuncuların değerini ortaya çıkaracak, onları tamamlayacak bir transferden bahsediyorum. Büyük isim getirmekle doğru oyuncuyu getirmek her zaman aynı şey değil.
Bugünkü oyun bütünlüğü ve uyum açısından Fenerbahçe’yi Galatasaray’ın ve Beşiktaş’ın, belirli ölçüde de Trabzonspor’un gerisinde görüyorum. Bu, sezon sonunda sıralamanın mutlaka böyle olacağı anlamına gelmiyor. Gelişim, sakatlıklar, oyuncu tercihleri ve devre arasındaki hamleler tabloyu değiştirebilir.
Ancak o değişimi sağlayacak şeyin panik olduğunu düşünmüyorum. “Bu sezon da şampiyon olamazsak her şey biter” yaklaşımıyla yapılan hamleler, çoğu zaman bir sonraki problemi hazırlıyor. Şampiyonluğu hedeflemek elbette Fenerbahçe’nin doğasında var. Fakat her kararı yalnızca o anki korkuyla almak, sürdürülebilir bir takım kurmayı zorlaştırıyor.
Slavia Prag maçının ilk bölümü, bu takımın iyi yapabildiği işleri gösterdi. Geri kalanı ise o oyunun neden devam etmediğini ve maç içinde başka bir çözüme neden ihtiyaç duyulduğunu anlattı. Fenerbahçe’nin üzerine çalışması gereken yer tam olarak burası: İyi başladığı oyunu sürdürebilmek, sürdüremediğinde de maçı kazanacak başka bir yol bulabilmek.
