Trabzonspor–Beşiktaş: Reis’in pragmatizmi, Trabzonspor’un takım oyunu

Trabzonspor, Beşiktaş’ı 2-0 mağlup ederek çok önemli bir galibiyet aldı. Ozan Tufan ve Salah’ın golleriyle gelen bu galibiyette, özellikle ikinci yarıda ortaya konan takım oyununu çok beğendim. Birlikte savunma yapan, topu kazandığında birbirine seçenek olan ve rakibini sürekli geriye koşturabilen bir Trabzonspor izledik.
Beşiktaş’ın işlemeyen hücumunu, Orkun’un eksikliğini ve sonuç vermeyen değişikliklerini elbette konuşmak gerekiyor. Ancak bu maçı anlatmaya Trabzonspor’un doğru yaptıklarından başlamak lazım. Bence özellikle ikinci yarının en belirleyici tarafı, Trabzonspor’un gerçekten çok iyi savunma yapmasıydı. Beşiktaş’ın kötü görünmesinde bunun çok önemli bir payı vardı.
Thomas Reis’in pragmatik futbol anlayışını da bu maçta çok net gördük. Rakibin güçlü olduğu oyunu sürekli oynamaya çalışmadılar. Kendi oyuncularının hızını, atletizmini ve teknik kalitesini kullanabilecekleri bir maç istediler. İlk yarıda zaman zaman iki tarafın da fırsat bulduğu açık bir oyun vardı. İkinci yarıda ise Trabzonspor, savunmasıyla Beşiktaş’ı sınırlandırırken geçişleriyle farkı artırabilecek pozisyonlar yakaladı.
Topla polemiğe girmeyen Trabzonspor
Beşiktaş’ın en güçlü taraflarından biri pres. Özellikle geriden kısa paslarla çıkmak isteyen takımların başına çok ciddi sorunlar açabiliyor. Wyscout verilerine göre bu maç öncesindeki yedi lig karşılaşmasında rakiplerine toplam 59 şut ve 5,61 gol beklentisi vermişlerdi. Rakibin oyun kurulumunu bozmak, Beşiktaş’ın savunmasının önemli bir parçası.
Trabzonspor ise bu baskıyı her defasında kısa pasla aşmakta ısrar etmedi. Topla hiç polemiğe girmediler. Fırsat bulduklarında doğrudan ileri gittiler, gerektiğinde uzun oynadılar ve ikinci topların peşinden koştular. Beşiktaş’ın baskısının içinde uzun süre kalmak yerine, topu öndeki oyuncularına bir an önce ulaştırmaya çalıştılar.
Sayılar da bu tercihle birlikte okunmalı. Trabzonspor ilk yarıda yüzde 41 topla oynadı ve 166 pas yaptı. Beşiktaş’ın pas sayısı 242’ydi. İkinci yarıda Trabzonspor’un topla oynama oranı yüzde 34’e, pas sayısı 126’ya indi. Beşiktaş ise bu devrede 234 pas yaptı. Trabzonspor, maçın iki yarısında da pas sayısını artırmaya veya topu uzun süre elinde tutmaya yönelik bir oyun oynamadı.
Elbette bu tablonun tamamını bilinçli bir tercihle açıklayamayız. Beşiktaş’ın pas açılarını kapatmasının da etkisi vardı. Skorun Trabzonspor lehine olması, özellikle ikinci yarıdaki yaklaşımı da etkiledi. Ancak hızlı oynama niyeti maçın başından beri belirgindi. Trabzonspor, topu kazandıktan sonra rakibin yeniden yerleşmesini beklemek istemiyordu.
Bence Reis’in pragmatizmi burada çok değerliydi. Önde bu kadar hızlı ve teknik oyuncunuz varsa, onlara hangi koşullarda top ulaştırdığınız çok önemli. Trabzonspor, Beşiktaş’ın yerleşmiş savunmasına karşı uzun uzun çözüm aramak yerine, savunma henüz dengesini bulmamışken hücum etmeyi tercih etti. Oyuncu özellikleriyle maç planı birbirine çok iyi uydu.
Onana’nın elindeki top da bir geçiş fırsatıydı
Beşiktaş’ın baskısını doğru tarif etmek gerekiyor. Onana’nın üzerine sürekli koşan bir oyuncu görmedik. Daha çok pas açılarını kapatarak Trabzonspor’u uzun oynamaya yönlendiren bir yapı vardı. Onana ilk yarıda 11 uzun pas kullandı ve bunların yalnızca dördü isabetli oldu.
Bu, Trabzonspor’un her çıkışının başarılı olmadığını gösteriyor. Ancak takım da bütün planını bu pasların doğrudan bir arkadaşına ulaşması üzerine kurmamıştı. İkinci topları almak ve topu yeniden kazandığında hızla kullanmak da oyunun önemli bir parçasıydı.
Benim özellikle dikkatimi çeken ise Onana’nın oyunu başlatma hızıydı. Beşiktaş’ın hücumu onun ellerinde bittiğinde bile Trabzonspor hemen ileri çıkmaya çalıştı. Onana topu alır almaz bazen eliyle, bazen degajla oyuna soktu. Beşiktaş’ın hücumdan savunmaya geçerken yerleşmesini beklemediler.
Bu çok önemli bir ayrıntı. Geçişi yalnızca orta sahada rakipten top çaldığınız anlar üzerinden değerlendiremeyiz. Kaleciniz topu kontrol ettiğinde de rakibi dengesiz yakalayabilirsiniz. Onana bunu sürekli denedi. Trabzonspor bu tercihlerle top da kaybetti ama başarılı çıktığı anlarda çok çabuk gol pozisyonuna girdi.
Beşiktaş açısından sorunlardan biri buydu. Rakibin uzun oynamasını sağladılar fakat devamındaki oyuna aynı ölçüde hükmedemediler. Top havaya kalktıktan sonra kimin kazandığı, seken topun nerede kaldığı ve bir sonraki pasın engellenip engellenmediği de baskının başarısını belirliyor.
İlk yarıda iki farklı hücum yolu
İlk yarıda gerçekten gitgelli bir oyun vardı. Bazı bölümlerde orta sahalar çok çabuk geçildi ve iki takım da birden fazla önemli gol fırsatı buldu. Beşiktaş yerleşik hücumda daha etkili görünüyordu. Trabzonspor’un daralan savunmasına karşı oyunun yönünü hızlı değiştirdiğinde ve dinamik oynadığında pozisyon üretebildi.
Ancak fırsatların nasıl oluştuğunu ayırmak gerekiyor. Beşiktaş’ın tehlikeleri çoğunlukla uzaktan şutlarla başladı. Daha yüksek gol beklentisine sahip vuruşlar da bu şutlardan seken topların tamamlanmasıyla geldi. Trabzonspor ise geçişlerde savunmanın arkasına ulaşıp karşı karşıya pozisyonlar yakaladı.
Beşiktaş ilk yarıda 11, Trabzonspor yedi şut çekti. İsabetli şutlarda ise Trabzonspor’un 5-4 üstünlüğü vardı. Gol beklentisi de 1,04’e karşı 0,83 ile ev sahibi lehineydi. Şut sayısındaki fark, pozisyonların kalitesine aynı şekilde yansımadı. Bununla birlikte Onana’nın kritik kurtarışlarını da atlamamak lazım. Beşiktaş’ın fırsat bulduğu bölümlerde takımını ayakta tuttu.
Salah’ın katkısı da önemliydi. Beşiktaş onun savunma arkasına koşularını büyük ölçüde engelledi ama Salah bu kez derine gelerek ters tarafa yaptığı servislerle takımını hücuma çıkardı. Koşularını sınırlamak, oyundaki etkisini tamamen ortadan kaldırmaya yetmedi.
Trabzonspor’un ön taraftaki oyuncularını tehlikeli yapan da bu. Çok atletik ve hareketliler ama top ayaklarındayken de kaliteli işler yapabiliyorlar. Geniş alanı bulduklarında koşuyu yapacak oyuncu da o koşuya pası verecek oyuncu da var.
Ozan’ın goldeki payı son vuruştan çok daha büyük
21. dakikadaki ilk gol, Trabzonspor’un Beşiktaş baskısını kısa pasla kırdığı nadir sekanslardan biriydi. Ozan topu kendi yarı sahasında sırtı dönük harika aldı. Dönerek pasını verdi ve hücumun ilerlemesini sağladı. Ardından top kenara geldi, Aral–Muçi işbirliği devreye girdi.
Aral’ın savunma arkasına attığı pasta Muçi çok iyi bir koşu yaptı ve kaleye vurdu. Nübel’in kurtardığı topu tamamlayan isim ise Ozan’dı. Hücumun başında kendi sahasında topu alan oyuncu, ceza sahasına kadar koşup gol vuruşunu da yaptı.
Bence Ozan’ı bu gol için özellikle kutlamak gerekiyor. Baskı altında topu alması, dönmesi, hücumu devam ettirmesi ve ardından yaptığı ceza sahası koşusu çok değerliydi. Golün oluşumunda da bitirişinde de çok önemli bir etkisi vardı.
Bu sekans, Trabzonspor’un yaklaşımını anlatmak açısından da güzel bir örnek. Kısa pasla çıkabilecekleri fırsatı bulduklarında bunu kullandılar. Ancak baskıyı kırdıktan sonra oyunu yavaşlatmadılar; hücumu hem pasla hem koşularla devam ettirdiler. Reis’in planında hangi yolun o anda daha işe yarayacağına göre hareket eden bir takım vardı.
İkinci yarının belirleyicisi Trabzonspor’un savunmasıydı
Özellikle golden sonra Trabzonspor’un kompakt orta bloğunu daha net gördük. İkinci yarıda Beşiktaş bu yapıyı aşmakta çok zorlandı. Merkezi daraltan, iki hat arasını iyi koruyan ve top kenara gittiğinde oraya birlikte hareket eden bir Trabzonspor vardı.
Beşiktaş çoğu zaman orta saha çizgisinin biraz önünde top dolaştırıyordu. Kenardaki oyunculara giden pasların kalitesi yeterli değildi. İki hat arasına oynamaya çalıştıklarında ise Trabzonspor stoperleri rakipleriyle eşleşerek agresif biçimde öne çıktı ve o alanı süpürdü. Beşiktaş’ın hücumcuları topu rahat alıp dönemediler.
Burada Beşiktaş’ın hareketliliğini de eleştirmek gerekiyor. Rakibin savunmasını yerinden çıkaracak iyi bir rotasyon göremedik. Oyun yeterince genişleyemedi. Genişlediğinde de Trabzonspor topun bulunduğu tarafta daha kalabalık kalmayı başardı. Kenara pas vermek, orada otomatik olarak bir avantaj yaratmadı.
Bu tür savunmalara karşı topun bir taraftan diğerine taşınma hızı çok önemli. Rakibin kaymasını beklediğinizde, yeni tarafta da aynı kalabalıkla karşılaşıyorsunuz. Beşiktaş ilk yarıda zaman zaman hızlı yön değişimleriyle Trabzonspor’u zorladı ama ikinci yarıda bunu düzenli bir hücum yoluna çeviremedi.
Orkun’un eksikliği de burada çok hissedildi. Bu blokları aşmakta Beşiktaş’ın en önemli oyuncularından biri. Pas kalitesiyle oyunun yönünü değiştirebiliyor, iki hat arasında bağlantı kurabiliyor ve ceza sahası çevresinde yaratıcı çözümler üretebiliyor. Onun yokluğunda sahadaki oyuncular bu işleri yeterince yapamadı.
Yine de kredinin büyük bölümünü Trabzonspor’un doğru savunmasına vermek gerekiyor. Beşiktaş’ın teknik kalitesi yüksek oyuncuları vardı ama onları rahat oynatmadılar. Bir oyuncu rakibe çıkarken arkasındaki alanın korunması, top kenara gittiğinde takımın birlikte hareket etmesi ve merkezdeki pas yollarının kapanması çok başarılıydı.
İkinci yarının sayıları bu savunmanın etkisini gösteriyor. Beşiktaş yüzde 66 topla oynadı ve yüzde 88 pas isabetine ulaştı. Rakip ceza sahasında 16 kez topla buluştu ama sekiz şuttan yalnızca 0,37 gol beklentisi üretebildi. Trabzonspor ise rakip ceza sahasında sekiz kez topla buluşmasına rağmen altı şuttan 1,31 gol beklentisi buldu.
Beşiktaş’ın ikinci yarıda yaptığı 22 ortanın yalnızca dördü isabetliydi. Trabzonspor aynı devrede sadece iki orta yaptı. İki takımın rakip kaleye ulaşma biçimleri arasındaki fark çok belirgindi. Beşiktaş kenarlardan tekrar tekrar denedi, Trabzonspor ise bulduğu alanları daha kaliteli fırsatlara çevirdi.
Derinde savunurken de rakibi geriye koşturmak
Trabzonspor’u sürekli kendi ceza sahasının önünde bekleyen bir takım gibi anlatmamak gerekiyor. Evet, oyunun daha büyük bölümünde rakibini geride karşıladı. Ancak kontrpreste de vardı. Uygun anlarda baskıyı ileri taşıdı ve Beşiktaş’ı geriye itti. Bu yüzden her savunma sekansı aynı noktadan başlamadı.
Bu öne çıkışlar, Beşiktaş’ın hücumu tekrar kurmasını da zorlaştırdı. Top geri döndüğünde rakip yarı sahaya yeniden rahatça yerleşemediler. İkinci yarıda hücum sürekliliği sağlayamamalarının önemli nedenlerinden biri buydu.
Diğer taraftan Aral, Salah ve Dju geçişi başlatmaya sürekli hazırdı. Trabzonspor savunma yaparken öndeki tehdidini korudu. Böylece Beşiktaş’ın gerideki oyuncularının hücuma katılması da zorlaştı. İleri çıktıklarında ise top kaybının ardından geniş alanda bire bir eşleşmelerle karşılaştılar.
Bence savunma ile hücum arasındaki bu ilişki maçın en önemli taraflarından biriydi. Trabzonspor alanları birlikte kapattı, topu kazandığında da Beşiktaş’ı geriye koşturdu. Rakibi yalnızca kaleden uzak tutmakla kalmadılar; hücumlarını desteklemek için öne çıkacak oyuncularına da sürekli bir savunma problemi yarattılar.
Trabzonspor’un ikinci yarıdaki pas isabeti yüzde 70’te kaldı. Bu yüzden bütün çıkışların kusursuz işlediğini söyleyemeyiz. Ancak topu öndeki oyunculara ulaştırabildiklerinde hücumun devamını getirecek desteği buldular. Pas bağlantısıyla koşunun birbirini tamamlaması, Beşiktaş’ın geri koşarken savunma yapmasını zorlaştırdı.
Uzaklaştırılan toplarda Beşiktaş üstünlük kuramadı
Beşiktaş’ın kendi kontrpres standardının altında kaldığını düşünüyorum. Topu kaybettikten sonra rakibin ilk pasını ve devamındaki koşuları yeterince engelleyemediler. Trabzonspor topu kazandığı anda çok hızlı oynadı ve Beşiktaş bu hıza cevap vermekte zorlandı.
Ancak eleştirim yalnızca top kaybından hemen sonraki baskıyla sınırlı değil. Trabzonspor’un uzaklaştırdığı toplarda da yeterince üstünlük kuramadılar. Rakip yarı sahaya yerleştiğinizde bu topları alıp hücumu devam ettirmeniz gerekiyor. Beşiktaş bunu başaramadı.
Trabzonspor ikinci yarıda 18 uzaklaştırma yaptı. Bu topların bir bölümü Beşiktaş’ın yeni hücumuna dönüşeceğine, kendi kalesinde yeni bir tehlike olarak geri geldi. İlk mücadele kaybedildiğinde veya seken top rakipte kaldığında, Trabzonspor’un öndeki oyuncuları koşularına başladı. Beşiktaş hücumda tıkandıkça bu problemle yeniden karşılaştı.
71. dakikadaki ikinci gol bunun çok net bir örneğiydi. Uzaklaştırılan topun ardından Aral ikili mücadeleyi kazandı ve Dju’yu gördü. Dju topu Aral’a geri verdi, ardından savunma arkasına koştu. Oradaki mücadeleyi de kazanarak topu ceza sahasına çevirdi ve Salah son dokunuşu yaptı.
Dju gerçekten inanılmaz atletik bir oyuncu. Ancak pozisyondaki katkısını anlatırken Aral’la kurduğu bağlantıyı da görmek gerekiyor. Önce pası verdi, ardından koşusuna devam etti ve mücadelesini kazandı. Aral da hem ilk topun kazanılmasında hem hücumun devamında çok önemli işler yaptı.
Beşiktaş bu kritik açık alan eşleşmelerinde Trabzonspor’un atletizmine çözüm bulamadı. Trabzonspor’un savunmadan çıkardığı bir topun, birkaç doğru hareketin ardından gole dönüşmesi tesadüf değildi. Maç boyunca kullanmak istedikleri hücum yolunu bu kez bitirişe kadar taşıdılar.
Değişiklikler bağlantı sorununu çözmedi
Beşiktaş’ın 77. dakikada Rıdvan, Cerny ve Miretti yerine Ouattara, Oh ve İlhan’ı oyuna alması da beklenen etkiyi yaratmadı. Hamleler daha çok rakip kale çevresine yönelikti. Ancak Beşiktaş topu o bölgeye düzenli taşıyabilecek bağlantıları kuramıyordu.
Ceza sahası çevresinde daha fazla oyuncu bulundurmanız, topu oraya ulaştıramadığınızda yeterli olmuyor. Beşiktaş’ın ihtiyacı, Trabzonspor’un savunmasını hareket ettirmek ve oyuncularını daha uygun koşullarda topla buluşturmaktı. Değişikliklerden sonra da bunu göremedik. Oyuna giren oyuncular hücumun akışını değiştiremedi.
Üstelik Trabzonspor baskıyı öne taşıdığında Beşiktaş bir anda kendi yarı sahasından çıkmakta da zorlanmaya başladı. Rakip kaleye daha fazla yaklaşmak için alınan riskler, hücum sürekliliği getirmedi. İkinci yarıda Beşiktaş adına oyuna ağırlığını koyabilen bir oyuncu göremedik.
Trabzonspor ise daha fazla gol bulabileceği önemli fırsatlar yakaladı. İlk yarıda Onana’nın kritik kurtarışlarını konuşuyorduk; ikinci yarıda Nübel’in müdahaleleri farkın büyümesini engelledi. 2-0’lık skorun yanında, iki kalecinin maçın farklı bölümlerindeki katkılarını da hatırlamak gerekiyor.
Atletizm kadar özgüven
Italiano da maç sonunda takımının yeterince karakter ortaya koyamadığını, deplasmanlarda zaman zaman yaşadıkları bu durumun çözmeleri gereken ve çözebilecekleri bir sorun olduğunu ifade etti. Bence sahadaki özgüven farkı da belirgindi.
Trabzonspor özellikle geçişlerdeki kritik mücadelelerde daha kararlı göründü. Buradaki üstünlüğü yalnızca oyuncuların atletik özellikleriyle açıklamıyorum. Topu kazanmak için mücadeleye girerken de kazandıktan sonra hücumu devam ettirirken de daha özgüvenli bir takım vardı. Oyuncular birbirlerinin hareketlerine daha iyi karşılık verdiler.
Reis’in pragmatik yaklaşımı da bu takım oyunuyla birlikte değer kazandı. Topa daha az sahip olmayı kabul ettiler ama rakibi tehdit etmekten vazgeçmediler. Savunmada daraldılar, gerektiğinde baskıyı öne taşıdılar ve ön taraftaki oyuncularının güçlü özelliklerini kullanacak alanları buldular. Planın her parçası diğerini destekledi.
Trabzonspor adına en çok beğendiğim taraf bu bütünlük oldu. Thomas Reis’i ve oyuncularını kutlamak gerekiyor. Beşiktaş’ın ise bu tür maçlarda hücum sürekliliğini nasıl sağlayacağını, rakibin uzaklaştırdığı topları nasıl yeniden kazanacağını ve açık alandaki eşleşmelerini nasıl daha iyi savunacağını çözmesi lazım. Bu akşam Trabzonspor bu sorunları sürekli yeniden üretti ve hak ettiği bir galibiyet aldı.
