Galatasaray–Barcelona: Bu seviyede yarım saniye çok şey değiştiriyor

Galatasaray’ın Barcelona’ya kaybetmesini çok eleştiremem. Bence şu anda dünyanın en iyi futbolunu oynayan takımıyla karşılaştılar. Ancak ilk yarının önemli bir bölümünde rakibiyle rekabet edebilen bir takımın, ikinci yarıda oyundan bu kadar düşmesini konuşmak gerekiyor. Çünkü sahada yalnızca Barcelona’nın kalitesini değil, Galatasaray’ın bir üst seviyeye çıkmak için geliştirmesi gereken taraflarını da gördük.
İlk yarıyla ikinci yarı arasında ciddi bir fark vardı. Galatasaray başlangıçta baskısıyla, bire bir eşleşmeleriyle ve Leão üzerinden bulduğu hücumlarla maçın içindeydi. Hatta ofsayttan iptal edilen gol geçerli sayılsa skor 2-0’a gelecekti. İkinci yarıda ise Barcelona hem toplu hem topsuz oyunda çok belirgin bir üstünlük kurdu. 4-1’den sonrası biraz antrenman maçına döndü. Galatasaray’ın ne rakibini durdurabildiği ne de kazandığı topları kullanabildiği bir bölüm izledik.
Galatasaray’ın ilk yarıda yaptığı iyi işler vardı
Galatasaray geçen sezon Juventus’u içeride benzer bir oyunla devirmişti. Rakibi rahat oynatmayan, bire birleri yoğun oynayan ve kazandığı toplarla çabuk hücuma çıkan bir takım vardı. Barcelona karşısında da başlangıçtaki düşünceyi yanlış bulmuyorum. Bu seviyedeki bir rakibe karşı oyununuzu kabul ettirmek kolay değil ama Galatasaray ilk yarının önemli bir bölümünde bunu zorlayabildi.
İlk 11 tercihi de bu düşüncenin ürünüydü. Hoca Barış ve Jakobs’un fiziksel varlığına daha çok güvendi. Sağ bekte Barış ve stoperde Jakobs tercihleri oyunun bu bölümünde Galatasaray’ı baskıda ve geri koşularda daha etkili kıldı.
Burada Barcelona’nın baskı altındaki kalitesini ayrıca vurgulamak gerekiyor. Galatasaray iyi baskı yaptığı bazı pozisyonlarda bile topu kazanamadı. Çünkü Barcelona çok zor pasları tamamladı, dar alanlardan çıktı ve baskı altında çok az hata yaptı.
Presi değerlendirirken önemli verilerden biri PPDA. Bu rakibinize bir savunma aksiyonu başına ortalama ne kadar pas yaptırdığınızı gösteriyor. Ancak bu maçın ilk yarısı, o verinin tek başına neden yeterli olmadığını gösteren iyi bir örnekti. Rakibi zor bir pasa mecbur bırakmış olabilirsiniz. Karşınızdaki oyuncu o pası tamamlayabilecek kaliteye sahipse baskınızın karşılığını top kazanımı olarak alamazsınız. Bu, her seferinde kötü pres yaptığınız anlamına gelmez. İlk yarıda Galatasaray gerçekten iyi savunma yaptı ama Barcelona’nın teknik kalitesinin eşi benzeri yok.
Özellikle Galatasaray’ın golünden sonraki bölümde baskı daha fazla karşılık buldu. Barcelona uzun oynamak zorunda kaldı, ikinci topları Galatasaray aldı ve birkaç hücum daha geldi. Çok net pozisyonlar değildi ama sarı-kırmızılılar o bölümde oyunu rakip sahada tutabiliyorlardı. Hücumdaki en belirgin avantaj ise Leão–Eric García eşleşmesiydi. Leão hem ayağına aldığı toplarla Eric’i geçebildi hem de arkasına koşarak tehdit yarattı. Bir savunmacı için oldukça zor bir durum. Yaklaşırsanız arkanızdaki alana koşuyor, mesafe bırakırsanız bu kez yüzünü dönüp hızlanıyor. Galatasaray ilk yarıda bu eşleşmeyi iyi kullandı.
Batrakov’un golünde de Leão’nun bireysel üstünlüğünü tamamlayan doğru koşular vardı. Osimhen merkezden kaleye giderken savunmayı geriye taşıdı, Batrakov ise aynı bölgeye koşmak yerine gerideki boşluğu kullandı. Leão topu geriye çıkardığında Batrakov’un önünde bitiriş yapabileceği bir alan oluştu. Savunma kendi kalesine doğru koşarken onun yüzü kaleye dönüktü. Güzel hazırlanmış bir goldü.
Leão üzerinden gelişen hücumlar yalnızca doğrudan pozisyon da getirmedi. Galatasaray bu şekilde kornerler kazandı ve duran toplarda da tehlike yarattı. Osimhen’in ilk teması yapabildiği, devamındaki toplara da Galatasaraylı oyuncuların ulaşabildiği anlar gördük. Galatasaray’ın iptal edilen golünden önceki korner de Leão’nun bu çabasıyla oluştu
İptal edilen gol ve değişen oyun
37. dakikada iptal edilen golü maçın kırılma anlarından biri olarak görüyorum. Hakemlerin neden iptal ettiğini anlasam da futbolun doğasına çok uygun bulduğum bir karar olmadı. Skor 2-0’a gelseydi farklı bir maç izleyebilirdik. Barcelona yine geri dönebilirdi elbette ama iki farklı geride oynayacağı oyunla 1-0’daki oyun aynı olmayacaktı. Galatasaray’ın geçişlerde bulabileceği fırsatlar da değişebilirdi.
Ancak kararın ardından sahada olanları da ayrı değerlendirmek gerekiyor. O dakikadan devre sonuna kadar Barcelona ciddi bir baskı kurdu. Galatasaray’ın Leão, Batrakov ve Lemina üzerinden birkaç çıkış ihtimali oldu ama rakip ceza sahası çevresinde bu toplar iyi kullanılmadı. Şuta dönüşebilecek hücumlar, daha o aşamaya gelmeden bitti.
Barcelona ise ceza sahası dışından sık ve etkili şutlar buldu. Galatasaray’ın merkez oyuncuları, arkalarında boşluk bırakmamak için hamlelerini sınırlıyordu. Karşınızda sizi bir hareketle geçebilecek oyuncular varsa bu anlaşılır bir yaklaşım. Bana bir dönemin Atlético Madrid’ini hatırlattı. Bu bölüm Barcelona’yı uzaktan şut atmaya zorladı, fakat Barcelona o şutları da çok iyi kullandığı için Galatasaray için sancılı geçen bir bölümdü. Uğurcan şutlarda başarılıydı ve takımını oyunda tuttu.
Cancelo’nun 42’de attığı golde ise biraz yerleşim hatası, biraz konsantrasyon eksikliği vardı.
Bence ilk yarının son bölümü, ikinci yarıda yaşanabilecek sorunlara dair önemli işaretler veriyordu.
Yamal’a bu kadar zaman bırakamazsınız
Barcelona ilk yarıda Cancelo ve Gordon’ın bulunduğu sol tarafı daha fazla kullanmıştı. Özellikle Cancelo çok sık topla buluştu. İkinci yarıda ise hücumların ağırlığı Yamal’ın tarafına kaydı ve Galatasaray buna cevap veremedi.
50. dakikadaki golde Yamal topu alıp ortayı hazırlayacak zamanı buldu. Rakibini geçmesi bile gerekmedi. Sağdaki pas bağlantısından sonra biraz daha içeride topla buluştu ve savunmanın arkasına ortasını gönderdi. Fermín de koşusuyla oraya ulaşıp kafayı vurdu. Hem ortayı atan oyuncuya verilen rahatlık hem de içeride koşunun kontrol edilememesi problemliydi.
Gordon’ın golünde bu kez Yamal bire birde sıyrıldı. İçeriye verdiği topa Gordon ön direk koşusuyla ulaştı. Jakobs ve Davinson bu koşuyu fark etmekte geç kaldılar ve Gordon savunmanın önüne geçerek kolay bir bitiriş yaptı.
Adeyemi’nin golü de aynı taraftan başlayan bir hücumun devamında geldi. Yamal bu kez topu içeri taşıdı, merkezdeki oyuncuya aktardı ve mücadelenin devamında top soldan gelen Adeyemi’nin önünde kaldı. Galatasaray ilk topa müdahale etmeye çalışırken devamındaki boşluğu kontrol edemedi.
Barcelona’nın ikinci yarıda aynı tarafı kullanarak üç farklı oyuncuyla gol bulması tesadüf değil. Yamal’a hem topu alacak hem de aldıktan sonra değerlendirecek fırsat verildi. Böyle bir oyuncu için bundan daha uygun bir ortam düşünmek zor.
Leão’nun savunma katkısının sınırlı olması da burada etkiliydi. İlk yarıda ileride kalmasının Galatasaray’a önemli bir getirisi vardı. Eric’in arkasını tehdit ediyor, takımına çıkış sağlıyordu. Ancak ikinci yarıda Galatasaray o çıkışları yapamazken Leão’nun arkasındaki alanı savunmanın bedeli büyüdü.
Yine de bunu yalnızca Leão üzerinden açıklamak yanlış olur. Galatasaray ilk yarıdaki gibi baskı yapamayınca Barcelona geriden çıkarken oyunu istediği tarafa yönlendirmeye başladı. Yamal’a ulaşmak kolaylaştı. Leão’nun yardımı gelmediğinde savunmacı yalnız kaldı, merkezden yardım geldiğinde ise başka bir alan açıldı. Sorun bütün takıma yayıldı.
Koşmaya devam etmek yetmiyor
Galatasaray’ın oynamaya çalıştığı pres çok yoğun. Bu bire birleri bütün maç aynı şiddette sürdürmek kolay değil. Fakat ikinci yarıda gördüğümüz problemi yalnızca yorgunlukla da açıklamak yeterli değil. Takımın birlikte hareket etmesi bozuldu.
Baskıya çıkan ilk oyuncunun arkasındaki destek yarım saniye geç kaldığında rakibin önünde bir pas yolu açılıyor. İlk baskı geçilince diğer oyuncu daha geniş bir alana çıkmak zorunda kalıyor. O da yetişemediğinde takım biraz daha uzuyor. Siz koşmaya devam ediyorsunuz ama rakibe müdahale edebileceğiniz mesafede değilsiniz.
Barcelona gibi bir takıma karşı o yarım saniyeler çok şey değiştiriyor. Topu alan oyuncu başını kaldırabiliyor, koşuları görüyor ve tercihini daha rahat yapıyor. İlk yarıda zorlayarak tamamladıkları bağlantıları ikinci yarıda çok daha rahat kurmaya başladılar.
Goller geldikçe Galatasaray’ın konsantrasyonu da düştü. Baskı işlemedikçe mesafeler arttı, mesafeler arttıkça baskı daha da etkisizleşti. Bir noktadan sonra Barcelona’nın oyuncuları için hemen her yerde bir seçenek vardı.
58’de gelen değişiklikler kısa süreli bir canlılık getirdi. Yunus’un yerine Sané, Batrakov’un yerine Sara, Lemina’nın yerine Lesley girdi. Özellikle sonraki birkaç dakikada savunma ve pres yoğunluğu arttı. Sara’nın oyuna girmesi top kullanımını da biraz rahatlattı. Lemina baskı altında çok zorlanıyordu ve Galatasaray’ın merkezde daha rahat bağlantı kurabilecek bir oyuncuya ihtiyacı vardı. Barcelona da aynı dakikada Olmo ve Gordon’un yerine Jesus ile Adeyemi’yi aldı. İki takımın da değiştiği bu bölümde Galatasaray’ın bir miktar toparlandığını gördük ama bu kalıcı olmadı. 65’te dördüncü gol geldi. 75’e gelindiğinde bile Barcelona çok etkili pozisyonlar üretmeye devam ediyordu.
Bence merkezdeki değişiklik için ikinci yarı başlamadan da harekete geçilebilirdi. Yoğunluğu sürdürmek ve topu biraz daha iyi kullanmaya ihtiyaç vardı. Bu, Okan Hoca’ya “Nasıl yapmazsın?” diyeceğim bir eleştiri değil. Tercihine saygı duyuyorum. Ancak daha erken bir müdahalenin faydalı olabileceğini düşünüyorum.
Topu tutamayınca maç tekrar tekrar kalenize geliyor
Galatasaray’ın ikinci yarıdaki oyununu sadece pres üzerinden okumak son derece yanlış olur. En az onun kadar önemli diğer problem, topu tutamamaktı.
Barcelona kaybettiği topları çok çabuk geri aldı. Galatasaray uzun oynadığında toplar Osimhen’e sağlıklı şekilde ulaşmadı. İkinci topları da Barcelona topladı ve yeniden hücum etti. Sarı-kırmızılılar çıkış yapmak için hareketlenmişken top tekrar rakibe geçince savunma da dengesiz yakalandı. Özellikle merkezde kazanılan ikinci toplar ve bunların ardından gelen savunma arkası koşuları çok tehlikeliydi.
Bir pozisyonu savunuyorsunuz, topu uzaklaştırıyorsunuz ama birkaç saniye sonra yeniden rakip geliyor. Takımın ileri çıkmasına, yerleşmesine ve biraz nefes almasına fırsat kalmıyor. İkinci yarıda Galatasaray’ın yaşadığı büyük ölçüde buydu. Okan Hoca da basın toplantısında çok acele ettiklerini söyledi. Disiplin kayboldu ve daha da zorlanılmaya başlandı. Devre arasında Batrakov’un Okan Hoca’ya yorulmaya başladım demesi de işin cabası. Batrakov’u çok beğeniyorum ama kesinlikle fizik olarak üstüne koyması gerekiyor. Eğer bunu yaparsa ve savunma pozisyonu konusunda da kendini biraz geliştirirse, önü gerçekten çok açık, özel bir futbolcu.
Osimhen’in performansını da ayrıca eleştirmek gerekiyor. Sakatlıktan yeni döndü ve tam hazır görünmedi ama çok kötü bir maç oynadı. Sadece önde top tutmakta zorlanmadı; net fırsata dönüşebilecek topları da kötü kontrol veya yanlış tercihle değerlendiremedi. Galatasaray’ın zaten az bulduğu hücum ihtimallerinin bir kısmı bu şekilde kayboldu.
Bu yüzden “Osimhen’e top gelmedi” açıklaması yeterli değil. Gelen bazı toplar da iyi kullanılmadı. Bunlar şuta dönüşmediği için gol beklentisinde görünmüyor ama hücumun neden işlemediğini değerlendirirken mutlaka hesaba katmak gerekiyor.
İkinci yarıda Barcelona’nın şut üstünlüğü 12-2, gol beklentisi üstünlüğü 1,62’ye 0,09’du. Topun yüzde 72’sine sahip oldular. Galatasaray yüzde 28’de kaldı. Barcelona’nın 6,95 PPDA değeri de baskısının ne kadar yoğun olduğuna dair önemli bir göstergeydi. Sahada bunu zaten çok net gördük. Galatasaray topu kazansa bile kullanacak rahatlığı bulamadı.
Barcelona’yı sadece formla açıklayamıyorum
Barcelona için herkes çok formda diyor. Elbette formdalar ama bence bu oyunu yalnızca bununla açıklayamayız. Topu kazanmalarıyla kazandıktan sonra yaptıkları arasında çok güçlü bir ilişki var. Baktığım beş büyük lig PPDA verilerinde Brighton ve Hoffenheim’ın ardından Barcelona geliyor. Yani pres yoğunluğu açısından zaten en öndeki takımlardan biri. Üstelik topu aldıktan sonra bu iki takımdan çok daha yüksek bir kaliteyle kullanıyorlar. Rakiplerine dinlenme imkânı vermeden tekrar tekrar hücum edebiliyor, bunu yaparken de çok doğru tercihler yapıyorlar.
Bence şu anda dünyanın en iyi futbolunu oynayan takım Barcelona. Galatasaray’ın karşısındaki seviyeyi değerlendirirken bunu unutmamak gerekiyor. Ancak rakibin bu kadar iyi olması, Galatasaray’ın ikinci yarısını kabul edilebilir hale getirmiyor.
Galatasaray’ın bir üst seviyeye çıkması için oyununu 90 dakikaya daha iyi yayması lazım. Her an aynı yoğunlukta baskı yapmasını bekleyemeyiz. Barcelona gibi bir takım zaten sizi zaman zaman bozacak. Önemli olan, o bölümlerde nasıl ayakta kalacağınız.
Baskıyı sürdüremiyorsanız biraz daha geride ve daha dar bir alanda karşılamak gerekebilir. Barcelona’yı kalenize yaklaştırmak istemezsiniz ama rakibe dakikalarca deneyip düzgün baskı yapamadığınız sekanslarda hala savunmayı önde tutmanın da ciddi bir bedeli var. Hem düşünmesi için zaman hem de koşması için alan veriyorsunuz.
Derine gelindiğinde de daha derli toplu olmak gerekiyor. Sadece geriye koşmakla bu iş çözülmüyor. Topa kimin çıkacağı, o oyuncunun arkasını kimin kapatacağı ve ceza sahasına giren koşucuyu kimin takip edeceği daha iyi paylaşılmalı. Galatasaray ikinci yarıda bunların hiçbirini yeterince iyi yapamadı.
Lille’den alınacak puan çok kıymetli
Galatasaray bu mağlubiyetle Şampiyonlar Ligi’nde sıfır puan ve eksi beş averajla 34. sırada yer alıyor. Şampiyonlar Ligi’nin en zor fikstürlerinden birine sahip.
Bir üst tura çıkabilmek için en az 10 puanın hedeflenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bazı senaryolarda dokuz puan da yetebilir ama hesabı bunun üzerine kurmak çok güvenli olmaz. Önlerinde hâlâ 18 puanlık bir fikstür var ve alınacak her puan çok önemli.

Sırada Lille deplasmanı var. Avrupa’nın zorlu deplasmanlarından biri ve buradan alınacak puan çok kıymetli olacaktır. Galatasaray’ın Barcelona maçının ilk yarısında yaptığı iyi işleri koruyup ikinci yarıdaki sorunlara çözüm bulması gerekiyor.
Bu seviyede rakibi zorlayabildiğinizi göstermek değerli. Ama rakip sizi zorlamaya başladığında da maçın içinde kalabilmeniz lazım. Galatasaray’ın önündeki asıl gelişim alanını burada görüyorum.
