Beşiktaş–Marsilya analizi: Merkezden büyüyen oyun
Baskı, hızlı geçişler ve sorumluluk alan bir orta saha. Beşiktaş’ın Marsilya karşısındaki 4–1’lik galibiyetinin anatomisi.

Maç başlamadan önce Tüpraş Stadyumu’nda olağanüstü bir atmosfer vardı. Tribünlerden yükselen “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler” tezahüratında insanı içine çeken bir inanç hissediliyordu. Beşiktaş taraftarı, sahada karşılığını görmek istediği umudu hep bir ağızdan dile getiriyordu. Doksan dakikanın sonunda ortaya çıkan futbol, o umuda güçlü bir karşılık verdi.
Marsilya karşısındaki 4-1’lik galibiyetin merkezinde baskı, hızlı hücum geçişleri ve orta saha oyuncularının sorumluluk alması vardı. Bununla birlikte maç, Beşiktaş’ın geliştirmesi gereken taraflarını da gösterdi. İlk yarıdaki geçiş savunması sorunları ve yerleşmiş rakip karşısında yaşanan üretim sıkıntısı, ikinci yarının üstünlüğü içinde unutulmamalı. Bu galibiyeti değerli kılan unsurlardan biri de Beşiktaş’ın yaşadığı aksaklıkların ardından oyununu yeniden toparlayabilmesiydi.
İlk on dakikada beklediğim gibi baskılı bir Beşiktaş gördük. Adam adama eşleşmelere dayanan ön alan baskısında Vlahovic’in yanına Olaitan ve Orkun da çıkıyordu. Amaç, Marsilya’nın geriden rahatça pas yapmasını engellemek ve topu kazandıktan sonra rakip yeniden yerleşemeden hücuma gitmekti.
Burada Vlahovic’e ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Sırp santrfor, bağlantı oyununda ne kadar değerli olduğunu gösterdi. Beşiktaş topu kazandığında onun üzerinden hücumu devam ettirebiliyor, tempoyu düşürmeden kanatlardaki boşluklara ulaşabiliyordu. Böylece Cerny ve İlhan, karşılarında yerleşmiş bir savunma bulmadan topla buluşma fırsatı yakaladı.
Bir santrforun bağlantı kalitesinin değeri tam da burada ortaya çıkıyor. Topu alabilmek kadar, sonraki oyuncuya hangi hızda ve hangi koşullarda aktardığınız da önemli. Vlahovic’in bu maçtaki katkısı, Beşiktaş’ın kazandığı topları tehlikeli hücumlara dönüştürmesini kolaylaştırdı.
15. dakikadaki ilk gol de takımın geçişlerdeki etkinliğinin güzel bir örneğiydi. Merkezde kazanılan topun ardından İlhan kanatta topla buluştu. İçe kat ederek zaten dengesiz yakalanmış Marsilya savunmasını yeni bir karar vermeye zorladı. Olaitan’la yaptığı verkaçın ardından gelen son vuruş ise hücumu tamamladı.
Pozisyonun güzelliği, İlhan’ın bireysel becerisinin ortak bir hücum aksiyonuna dönüşmesindeydi. Topla rakibin dengesini bozdu, pasını verdikten sonra hareketine devam etti ve yeniden topla buluştu. Olaitan da doğru zamanda doğru bağlantıyı kurdu.
Beşiktaş’ın geçiş hücumlarında Orkun ve Olaitan’ın katkısı maç boyunca belirleyiciydi. İki oyuncu da topu kazandıktan sonra hızlı karar verdi. Gerektiğinde top taşıdılar, gerektiğinde yaratıcı paslarla hücumun yönünü değiştirdiler. Merkezdeki bu hareketlilik, Marsilya’nın savunma düzenini yeniden kurmasını zorlaştırdı. Kanatlardaki geniş alanların kullanılabilmesinde, o alanlara topu zamanında ulaştıran merkezin büyük payı vardı.
Ancak Beşiktaş’ın hücumdaki cesareti, top kaybedildiğinde bazı kırılganlıkları da beraberinde getirdi.
Marsilya’nın beraberlik golü bunun en açık örneğiydi. Vlahovic bağlantıya geldiği pozisyonda topu kaybetti. Ardından Abdallah’ın savunma arkasına koşusunda Emirhan öne çıkarak rakibi ofsaytta bırakmak istedi; Agbadou ise aynı hareketi yapmayınca savunma çizgisi bozuldu. Abdallah kaleciyle karşı karşıya kaldı.
Burada sorun, savunmanın ortak bir karar verememesiydi. Stoperlerden biri öne çıkarken diğeri derinliği korumaya çalıştığında, iki farklı savunma davranışı birbirini etkisizleştiriyor. Özellikle topa sahip olan rakip üzerinde yeterli baskı yoksa, öne çıkarak ofsayt aramak daha da riskli hâle geliyor. Savunmanın hem pası verecek oyuncunun durumunu hem de koşunun zamanlamasını birlikte okuması gerekiyor.
Ouattara’nın reaksiyonu da tartışılmalı. Top kaybı anında daha erken ve daha kararlı bir geri koşu, pozisyona müdahale ihtimalini artırabilirdi. Golü kesin olarak önlerdi demek mümkün değil; ancak tehlikeyi erken sezmenin fark yaratabileceği bir andı.
Geçiş savunmasındaki problem yalnızca son çizginin kararlarıyla sınırlı kalmadı. Bekler ilerideyken Salih Özcan’ın da öne çıktığı bazı bölümlerde Beşiktaş geride yalnızca iki oyuncuyla kaldı. Bu, rakibi kendi yarı alanına hapsetmek isteyen bir takımın alabileceği bir risk. Fakat o riskin taşınabilmesi için topun çevresindeki baskının çok güçlü ve sürekli olması gerekiyor.
İlk baskı aşıldığında rakip başını kaldırabiliyor ve rahatça pas verebiliyorsa, gerideki iki stoper çok geniş bir alanı savunmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca savunmacıların daha iyi geri koşması değil. Hücum sırasında alınan konumlar, top kaybından sonraki ilk reaksiyon ve arkadaki güvence birlikte düşünülmeli. Beşiktaş’ın baskısı düştüğünde, önde kurduğu kalabalık yapı kendi aleyhine çalışabiliyor.
İlk yarının diğer önemli problemi, Marsilya’nın orta blok savunmasına karşı yaşandı. Beşiktaş rakibini dengesiz yakaladığında oldukça etkiliydi; Marsilya yerleşip alanları daralttığında ise aynı akıcılığı bulamadı.
Trossard’ın eksikliği özellikle bu bölümlerde hissedildi. İlhan iyi bir maç çıkarmasına rağmen, geniş alanda rakibi zorlamakla dar alandaki kısa bağlantıları sürdürmek farklı ihtiyaçlar. Beşiktaş’ın sol tarafta duvar paslarına, yakın desteğe ve savunmacıyı bulunduğu yerden çıkaracak ilişkilere ihtiyacı vardı. Orkun bu tarafa yaklaşarak çözüm üretmeye çalıştı ancak bu hareketlilik yeterince pozisyona dönüşmedi.
Bu ayrım, Beşiktaş’ın gelişimi açısından önemli. Geçiş hücumundaki başarısını, rakibin yerleşmesine izin verdiği bölümlere de taşıyabilmeli. Bunun yolu her zaman daha hızlı oynamaktan geçmiyor. Bazen topu sabırla dolaştırmak, rakibi bir tarafa çekmek ve doğru anda hızlanmak gerekiyor.
Beraberlik golünün ardından ön bölgedeki tercihlerin kötüleşmesi ve karşı pres iştahının azalması da dikkat çekiciydi. Bunun ne kadarının moral kaybıyla açıklanabileceğini dışarıdan kesin olarak bilemeyiz; ancak sahadaki davranışlarda belirgin bir düşüş vardı. Beşiktaş’ın oyununu, skor değişimlerinden daha az etkilenecek bir devamlılığa taşıması gerekiyor.
Buna rağmen ilk yarıda daha fazla tehdit üreten taraf Beşiktaş’tı. Notlarımdaki verilere göre akan oyunda 1,46 gol beklentisine ulaşırken Marsilya 0,51’de kaldı. Topa sahip olma ve kazanılan ikili mücadelelerde de üstünlük Beşiktaş’taydı. Bu rakamlar tek başına oyunun tamamını anlatmaz; fakat ilk yarıdaki sorunların, üretilen futbolu bütünüyle gölgelememesi gerektiğini destekliyor.
İkinci yarıda ise Beşiktaş aynı oyun fikrini çok daha kararlı ve bütünlüklü uyguladı. Savunmayı rakip yarı alanda yaptı, pas alanlarını kapattı, Marsilya’yı uzun oynamaya zorladı ve seken topları topladı.
Asıl fark burada oluştu. Rakibi uzun vurmaya zorlamak ancak devamındaki topu da kazandığınızda sürekli bir üstünlüğe dönüşür. Beşiktaş ikinci yarının ilk bölümünde bunu başardı. Hücumlar birbirini takip etti; Marsilya topu uzaklaştırsa bile oyunu kendi kalesinden yeterince uzağa taşıyamadı.
45-60 arasındaki bölümde skorun 3-1’e gelmesi bu baskının karşılığıydı. İkinci golde kazanılan top sağ kanada aktarıldı, Cerny bire birde içe kat ederek uzak köşeye harika bir vuruş yaptı. Üçüncü gol ise kornerde Murillo’nun kafa vuruşuyla geldi. Açık oyundaki baskının yanına duran top katkısı da eklenince Beşiktaş maçın kontrolünü iyice eline aldı.
Üçüncü golden sonra İnönü’deki atmosfer gerçekten büyüleyiciydi. Sahadaki enerji tribüne, tribündeki inanç sahaya yansıyordu. Futbolu bu kadar sevdiren anlardan biriydi.
Beşiktaş ikinci yarının kalanını da kontrolü altında götürdü. Marsilya’nın maça yeniden ortak olmasına izin vermedi. Sonradan oyuna giren Poku’nun son bölümde attığı gol, gecenin skorunu 4-1 olarak belirledi. The Guardian’ın canlı anlatımı da karşılaşmanın bu skorla sonuçlandığını kaydetti.
Bu maçta en geniş parantezi ise Junior Olaitan hak ediyor.
Notlarıma yansıyan 0,62 asist beklentisi, üç kilit pas, aldığı üç faul, hava toplarındaki üçte üçlük başarı ve 14 ikili mücadelenin sekizini kazanması, performansının farklı taraflarını gösteriyor. Dört uzun pasın üçünü isabetli kullanması ve üç sahipsiz top kazanması da buna ekleniyor.
Olaitan’ın etkisini özel kılan şey, yaratıcılığıyla fiziksel katkısını aynı maçta bir araya getirmesiydi. Hücum bağlantılarına katıldı, top taşıdı, baskıya çıktı ve mücadeleden kaçmadı. Kanattan merkeze evrilen bir oyuncu olarak geniş alandaki becerilerini oyunun daha yoğun bölümüne taşıdı. Orkun’la birlikte Beşiktaş’ın hücumlarına hız ve fikir kazandırırken, topsuz oyunda da sorumluluk aldı.
Elbette Marsilya’nın içinde bulunduğu koşullar değerlendirmeye dahil edilmeli. Genesio da maç öncesinde takımın arzu edilen seviyeye gelmesinin zaman alacağını ifade ediyordu. Bu, rakibin henüz oturmuş bir yapıya sahip olmadığını gösteren bir bağlam. Ancak Beşiktaş’ın sahada kurduğu üstünlüğün değerini ortadan kaldırmıyor.
Beşiktaş, zorlu Avrupa Ligi yolculuğuna güçlü bir başlangıç yaptı. Hoffenheim deplasmanı ve içerideki Crystal Palace karşılaşması, bu oyunun farklı rakiplere karşı ne kadar sürdürülebileceğini sınayacak. Geçiş savunmasındaki eşgüdümün ve yerleşik savunmaları açma becerisinin gelişmesi, bu nedenle büyük önem taşıyor.
Ama bu gecenin hakkını da teslim etmek gerekiyor. Beşiktaş baskısıyla, merkezinin üretkenliğiyle ve ikinci yarıdaki kararlılığıyla taraftarına inanmak için somut nedenler verdi.
Maçtan önce tribünlerde güzel günlerin şarkısı söyleniyordu. Maç bittiğinde, o şarkının sahada bir karşılığı vardı.
