Trabzonspor 2-1 Galatasaray: Şampiyonluk Yarışında Kartlar Yeniden Dağıtıldı

Cesur Yeni Futbol’a hoş geldiniz. Trabzonspor, kendi sahasında Galatasaray’ı 2-1 mağlup etti ve şampiyonluk yarışını bambaşka bir boyuta taşıdı. Fenerbahçe’nin de Beşiktaş karşısında aldığı galibiyetin ardından Trabzonspor ve Fenerbahçe Galatasaray’ın bir puan gerisinde yer alıyor. Galatasaray’ın bir maç eksiği var ve yarın erteleme maçında Göztepe ile karşılaşacak. Şampiyonluk yarışı bu kadar kızışmışken, gelin biz Trabzonspor’un…

Cesur Yeni Futbol’a hoş geldiniz.

Trabzonspor, kendi sahasında Galatasaray’ı 2-1 mağlup etti ve şampiyonluk yarışını bambaşka bir boyuta taşıdı. Fenerbahçe’nin de Beşiktaş karşısında aldığı galibiyetin ardından Trabzonspor ve Fenerbahçe Galatasaray’ın bir puan gerisinde yer alıyor. Galatasaray’ın bir maç eksiği var ve yarın erteleme maçında Göztepe ile karşılaşacak. Şampiyonluk yarışı bu kadar kızışmışken, gelin biz Trabzonspor’un kazandığı bu mücadeleye odaklanalım. Hem taktik detaylar hem psikolojik detaylar nelerdi? Bu sonucun ortaya çıkmasını sağlayan faktörler nelerdi?

Maç Öncesi: Beklentiler ve Sürpriz Tercihler

İlk 11’leri gördüğümde dikkatimi çeken bir şey vardı: Trabzonspor benim beklediğimden çok çok daha ofansif ve cesur bir kadro tercihiyle sahaya çıktı. Batagov, Oulai ve Muçi’nin yokluğunda bu oyuncuların yerini Fatih Tekke belki de olabilecek en iyi şekilde doldurdu. Trabzonspor için özellikle Batagov-Oulai bağlantısı toplu oyunda çok kritik. Oyun kurulumunda Trabzonspor oyunu yerden kurmak istediğinde, her zaman bu ikilinin bağlantısı dikkat çekiyor. Bunun üstüne Muçi’nin de olmaması, ön bölgedeki yaratıcılık ve ikinci topları toplamada önemli bir eksiklikti. Bunların yanında Galatasaray’ın da bu mücadelede ciddi eksikleri vardı. Osimhen, Sane ve Gabriel Sara mücadelede forma giyemediler. Osimhen’in Galatasaray’ın oyunu için ne kadar önmeli olduğunu anlatmaya gerek yok. Sara’nın son haftalardaki formuyla Galatasaray’ın topu üçüncü bölgeye taşımasındaki etkinliği ve duran toplardaki ustalığı, Sane’nin ise hem Galatasaray’ın topu önde tutmasına ve rakip ceza sahası çevresindeki yaratıcılığına etkisi bu mücadele özelinde Galatasaray’ın mahrum olduğu şeylerdi.

İki takımın eksiklerini kıyaslamak bence çok mantıklı değil ama bir tarafın eksikliği diğer tarafınkinden daha fazla değildi. Her ne kadar Galatasaray’ın oyunun temel taşı olan Osimhen olmasa da Galatasaray’ın bunu belirli oranda tolere edebilmesi gerekiyor. Trabzonspor çok zayıf bir kadro deriniliğine sahip olmasına rağmen elindeki her oyuncuyu çok iyi kullandı. Galatasaray’la alakalı benzer bir şey söylemek imkansız.

Benim maç öncesindeki en büyük sorum şuydu: Fatih Tekke, Wagner Pina gibi hücumcu bir beki Galatasaray’ın sol tarafına karşı direkt 11’de başlatır mı? Hem sol bek İsmail Jacobs hem de sol kanat Noa Lang hücum yönleriyle öne çıkan oyuncular. Pina gibi ofansif bir bek, bu ikiliyle karşılaştığında Trabzonspor’un savunması ciddi sıkıntı yaşayabilirdi. Orada daha konservatif bir tercih, mesela Ozan Tufan’ı o bölgeye çekip merkezde başka bir çözüm aramak da akılcı bir seçenek olabilirdi. Ama Fatih Tekke, Galatasaray’ın bu deplasmanda mental olarak da sıkıntı yaşayabileceğini ve iç saha gücünün onları geri iteceğini düşünerek tamamen kendi oyununu oynamayı seçti; rakibin zaaflarını deşmeyi tercih etti. Maç bittikten sonra bu kararın ne kadar isabetli olduğu çok net ortaya çıktı.

Neler Doğru Neler Yanlış? Zaaflar ve Güçlü Yanlar

Maça, ilk yarıya damgasını vuran şey, taktikten ziyade Trabzonspor’un yoğun ve istekli oyunuyla Galatasaray’ın buna hiçbir şekilde cevap verememesiydi. Trabzonspor ciddi bir önde konumlanarak ve yoğun bir baskıyla başladı; Galatasaray ise maça gereken sakinlikle yaklaşamadı ve maça girmekte ciddi ciddi zorlandı.

Trabzonspor Galatasaray’ın sıkıntılı olduğu iki noktaya odaklanmıştı. Bunlardan bir tanesi Galatasaray’ın geriden oyun kurma zaafı. Bu zaaf Süper Ligde her zaman ortaya çıkmasa da daha yüksek profilli takımlara karşı Galatasaray’ın her zaman sıkıntı yaşadığı bir nokta. Bu sıkışıklıkta Osimhen atılan uzun toplarda ikinci topları toplayarak veya Sara’yı ve bekleri kuruluma dahil ederek Galatasaray bu baskıyı kırabiliyor. Bir diğer tercih de savunma arkasına koşu atmak. Nitekim bu mücadelede özellikle ilk yarıda Yunus ve Icardi’nin merkeze doğru yaklaştığını ve iki kanat oyuncusu olan Barış ve Lang’ın savunma arkasına bu koşuları denediğini gördük. Lang ve Barış çoğu pozisyonda Icardi ve Yunus’tan daha önde konumlandı. Benzer bir paterni Maresca’nın Chelsea’sinde görüyorduk. Kanat birebirleri yakalamk için Palmer ve Jackson merekze yaklaşırken Sancho ve Neto daha önde ve çizgide konumlanıyorlardı. Galatasaray da bu bire birleri yakalasaydı Lang-Pina ve Barış-Mustafa eşleşmeleriyle rakibe sıkıntı yaşatabilirdi lakin yakalayamadı. Trabzosnpor’un kompaktlığını bozmak için bu tarz bir plan bence mantıksız değildi. Lakin top merkezde oluşturulmak istenen Icardi-Yunus-Torreira-Lemina dörtlüsüne gitmedi.

Trabzonspor savunma yapısıyla merkezi iyi kapattı ve Torreira-Lemina ikilisi neredeyse hiç top alamadı. Bu ikili zaten Galatasaray’ın toplu oyununu yukarıya çıkaracak veya Galatasaray’ı baskıdan çıkaracak oyuncular değiller. Hele ki orta blokta bu kadar iyi savunma yapan bir Trabzonspor’a karşı çok zordu. Bir de bu ikilinin önündeki oyuncunun Yunus olması da başka bir problem oluşturdu. Çünkü Yunus, Gabriel Sara gibi oyun sıkıştığında stoperlerin yanına kadar devrilecek veya üçlü orta sahanın bir parçası gibi oynayacak bir oyuncu değil.

Yani Galatasaray topu merkeze götüremedi. Merkeze götüremeyince Lang’ın devrilmesiyle genişten bir çıkış yolu aladı lakin burada da Pina’nın Lang’ı rakip yarı alana kadar agresif takibi Galatasaray’ı orada da sıkıştırdı.

Trabzonspor’un bir diğer kullanmaya çalıştığı zaaf ise bek oyuncularının savunma problemleriydi. Süper Ligde Galatasaray bunu tolere etse de özellikle Şampiyonlar Liginde bu Sallai ve Jacobs’un kendi yarı sahalarındaki ikili mücadele kaybetme sayıları çok problemli. Okan Hoca sağ tarafta Singo’yu sol taraftaysa Jacobs’u kullandı. Jacobs hızı ve farkındalığıyla geçiş savunmasında rakiplerine karşı fark yaratabiliyor lakin bence bire birlerde gerçekten problemli bir oyuncu. Bunun yanında merkeze verdiği katkı yani çizgiden içeri girdiğinde toplu oyuna verebildikleri de düşük seviyede. Jacobs’un bu sıkıntılarının yanında önünde oynayan oyuncu olan Lang’ın da savunma katkısının düşük oluşu Galatasaray’ın sol tarafını ciddi manada zaaflı bir konuma getirdi. Trabzonspor da Pina, Zubkov ve Augusto ile bu bölgeyi her pozisyonda işledi ve iki golü de bu bölgeden buldu. Okan Hoca devre arasında Jacobs’u sonrasında da Lang’ı oyundan aldı ve yerlerine savunma yönü daha güçlü oyuncular koydu. Bence Trabzonspor’un maçı kazanmasının temel sebebi de bu iki zaafı iyi kullanmaları oldu. Bu iki zaafın yanına bir de duran toplardaki ön direk savunmasını ekleyebiliriz çünkü 2. gol bu şekilde geldi.

Batagov ve Oulai’nin olmayışının Trabzonspor’un pas oyununu sekteye uğratacağı belliydi; bu iki oyuncu üçüncü bölgeye geçişlerde çok kritik görevler üstleniyor. Ancak Trabzonspor bu eksiği iki farklı şekilde kapattı. Birincisi kaleci Onana; Onana’nın toplu oyuna katılımı Galatasaray’ı savunmada genişlemeye zorladı ve Trabzonspor bu sayede çok daha fazla boşluk buldu. Trabzonspor’un topu rakip yarı sahaya taşımasında Onana’nın katkısı bu maçta gerçekten büyüktü. İkincisi Onuachu; Trabzonspor, Oulai ve Batagov sahada olsa bile Onuachu’yu zaten sıklıkla bir acil durum butonu olarak kullanıyor. Fiziksel avantajıyla uzun topları kontrol edebilen ve takımı hızlıca rakip yarı alana taşıyabilen bir santrfor. Bu mücadelede de bunu çok etkili bir şekilde yaptığını gördük.

Galatasaray’ın oyun planına bakacak olursak; Galatasaray preste Icardi’yi sol tarafa yaklaştırarak önde üçlü gibi bir baskı oluşturmaya çalışıyordu ama en önde pres yapan oyuncu aslında Yunus’tu. Icardi’nin fiziksel durumu göz önüne alındığında bu anlaşılır ve mantıklı bir tercih; Barcelona da Lewandowski’yi preste benzer şekilde kullanıyor.

Oulai yerine forma giyen Ozan Tufan, teknik kalitesi Oulai seviyesinde olmasa da işin savunma tarafında bu maçta çok pozitif şeyler gösterdi. Trabzonspor, Icardi ve Yunus’a giden kanalları olağanüstü iyi kapattı; o kadar iyi ki Icardi, derine gelmesine rağmen ilk 35 dakikada yalnızca üç kez topla buluşabildi. Bu üç topla buluşmanın biri santra vuruşu, diğer ikisi rakip yarı alanın orta bölgelerindeydi. Bu tek istatistik, Galatasaray’ın planının ilk yarıda ne kadar çöktüğünü anlatmak için yeterli. Bu noktada bir Icardi eleştirisi de yapmak gerekir. Fakat bence bu durumu sadece Icardi’nin kötü performansı üzerinden okumak çok yanıltıcı olur.

Trabzonspor’un hücum tarafına bakacak olursak; Zubkov ve Nwakaeme’nin sık sık merkezleşmesi ve oyunu iç bölgeden kolaylaştırması çok değerliydi. Özellikle Zubkov-Pina ikilisi hücumda birbirini harika tamamlıyor; Pina çizgiyi olağanüstü kullanan bir dribbling’ciyken, Zubkov iç bölgede hem yaratıcılık hem de şut kapasitesiyle ayrı bir tehdit. Muçi yerine forma giyen Augusto’nun kanatlaşabilen bir profil olması da Onuachu’nun arkasındaki üçlüyü, yani Zubkov-Nwakaeme-Augusto hattını dinamik bir yapıya kavuşturdu. Bu oyuncuların hiçbiri çok hızlı oyuncular değil; ama hepsi iyi birer dribblingci ve teknik kaliteleri yüksek. Galatasaray’ın sol tarafı da Pina ve Zubkov üzerinden büyük arıza verdi; bu ikilinin aldığı her top, Galatasaray kalesinde pozisyon anlamına geliyordu. Trabzonspor ilk 20 dakikada kanat oyuncularının da yardımıyla Galatasaray’ın kanat organizasyonlarını, yani hem bek hem kanat oyuncusuyla oluşturulan kombinasyonları, etkili biçimde durdurdu. Akan oyunda Galatasaray’ın kayda değer bir pozisyon üretemediğini de not olarak düşelim.

Golün Hikayesi ve Fatih Tekke’ye Saygı

Golü Wagner Pina getirdi; tam da Galatasaray adına tehlike beklenen bölgeden, yani kendi sol tarafından. Pina, Noa Lang ve Jacobs ikilisi kendisini savunurken topu Jacobs’un bacakları arasından atarak iki oyuncuyu birden ekarte etti ve Onuachu’ya adrese teslim bir orta gönderdi. Onuachu ise iki stoper arasından müthiş bir kafa vuruşuyla topu ağlara gönderdi. Jacobs, bu 45 dakikada Galatasaray kariyerindeki en kötü performanslarından birini sergiledi; bunu açıkça söylemek gerekiyor. Pina karşısında tamamen çaresiz kaldı. Galatasaray’ın kanat savunmasındaki problemi zaten anlattım. Özellikle yüksek profilli rakiplere karşı Jacobs’un ikili mücadele istatistikleri endişe verici seviyelerde. Pina bu sezonki beşinci asistini yaptı ve ligin en iyi hücum beklerinden biri olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Bu noktada Fatih Tekke’nin kararını tekrar ele almak istiyorum. Maç öncesinde konservatif bir tercih yapar mı diye düşündüğüm Fatih Tekke, hem Pina’yı korkusuzca bu pozisyonda başlattı hem de Zubkov gibi savunma katkısı düşük olan bir kanat oyuncusunu 11’de başlattı. Galatasaray’a karşı hem mental hem taktiksel olarak kendi oyununu oynama cesaretini gösterdi. Trabzonspor bu maçta tamamen bir iç saha takımı gibi davrandı; Galatasaray’ın ne yapıp yapamayacağıyla değil, kendi oyununu oynamakla ilgilendi. Rakibin zaaflarına odaklandı, güçlü yanlarını kapatmaya çalıştı ama her şeyden önce bu maçı oynayarak kazanma isteğiyle sahaya indi. Bu yaklaşım gerçekten takdir edilesi.

İkinci Yarı: Galatasaray Geri Döndü, Trabzonspor Direndi

İkinci yarıya Galatasaray iki değişiklikle başladı: Lucas Torreira yerine İlkay, Jacobs yerine Eren Elmalı. İki değişiklik, iki farklı hedef. Eren ile Trabzonspor’un etkili olduğu sağ taraftaki tahribatı azaltmak; İlkay ile ilk yarıda Trabzonspor’un baskısı altında ezilen merkezi kurtarmak. İlkay, Torreira gibi savunma gücüyle değil, oyun aklı ve teknik kalitesiyle öne çıkan bir oyuncu. Okan Buruk burada bilinçli bir risk aldı; Torreira çıktığında merkezde Lemina yalnız kalacak ve İlkay pek geri koşmayacaktı, bu da Galatasaray’ın geçiş savunmasında zaman zaman hata vermesine yol açtı. Yani hoca, İlkay’ın efor olarak Torreira kadar yüksek olmadığını bilerek toplu oyunda güçlenmek için bu riski aldı. Kazanımların sayısı daha fazlaydı ve ikinci yarıyı da düşününce bu değişiklik bence doğruydu.

Her iki değişiklik de amacına ulaştı. Eren Elmalı, sol bekten içeri girerek merkez oyununa çok daha iyi bir tamamlayıcı oldu; ilk yarıda Jacobs’un yapamadıklarını ikinci yarıda Eren yapıyor hâle geldi. İlkay’ın merkez kontrolüyle birleşince oyun, ilk yarıda benim için beklenti olan Galatasaray’ın topa sahip olduğu, Trabzonspor’un geçiş aradığı yapıya döndü. İkinci yarıda Zubkov ve Nwakaeme’nin dönüşlerde yaşadığı problemler de giderek arttı; kanat bire birleri sıklaştı ve Galatasaray bu oyuncular üzerinden çok daha etkili hâle geldi. Bu etkinlik Galatasaray adına golü de getirdi ve skorun 1-1’e gelmesiyle maç iyice Galatasaray’a doğru dönemeye başladı.

Lakin maçın kırılma noktası 62. dakikada geldi; Trabzonspor, tam Galatasaray’ın ritmini bulduğu anda, stoper Nwaiwu’nun kafasıyla skoru 2-1’e taşıdı. Duran toptan yine sonuç çıkardı Trabzonspor. Bu sezon en çok kafayla gol atan ve en çok kenar ortasıyla gol bulan takımın Trabzonspor olduğunu buraya not edelim. Onuachu’nun duran top savunmasındaki katkısı da bu bölümde kritikti; hücumda olduğu kadar hava hâkimiyetiyle takımına ciddi destek verdi. Galatasaray bu maçta duran toplardan gol bulamadı; ancak Gabriel Sara’nın ve Osimhen’in yokluğunun, Galatasaray’ın duran top verimini ciddi biçimde düşürdüğünü de not etmek lazım.

Bu ikinci golün ardından Trabzonspor’da biraz daha birleşik ve konsantre bir görüntü oluştu; birinci golü yedikten sonra motivasyon olarak biraz düşen takım, ikinci golle birlikte hem konsantrasyonunu hem de kanatların savunmaya katkısını tekrar yerine getirdi.

Davinson-Onuachu Bire Biri ve Galatasaray’ın Çaresizliği

Davinson Sanchez-Onuachu bire birini de ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Onuachu bu sezon ligde neredeyse durdurulamaz bir santrfor. Her ne kadar birçok pozisyonda Onuachu onu çaresiz duruma düşürse de Davinson genel olarak, herhangi bir yardım almadan bire birde onu iyi savundu ve bunu açıkça takdir etmek gerekiyor; bireysel olarak bence hiç fena bir iş çıkarmadı. Lakin Galatasaray’ın yapamadığı şey, topu Onuachu’nun kontrol edeceği bölgeyi ikinci bir oyuncuyla süpürmekti. Trabzonspor’un normal oyun planında Onuachu’ya atılan uzun toplar savunma hattını geri iter; savunma bloğu ile orta saha arasında oluşan boşlukta ikinci topları almaya çalışır. Bu ikinci toplarda kilit isim genellikle Muçi; hem yüzü kaleye dönük olduğunda çok etkili hem de sürpriz koşularla gol pozisyonlarına girebilen bir oyuncu. Trabzonspor bu opsiyonu özellikle zorluk seviyesi yüksek maçlarda çok sık kullandı; Fenerbahçe’ye karşı da benzer bir organizasyondan gol atmıştı zaten. Muçi’nin bu maçtaki yokluğu bu açıdan son derece hissedildi.

Galatasaray’ın Değişiklik Hataları ve Son Bölüm

68. dakikada Lang çıktı, Sallai oyuna girdi. Bu değişikliğe pek anlam veremedim açıkçası. Galatasaray topu üçüncü bölgede oynarken, Lang gibi yaratıcı bir oyuncunun yerine Sallai gibi bir çizgi oyuncusu koymak, bana göre doğru profil tercihi değildi. Lang çıktıktan sonra Galatasaray’ın yaratıcılığının belirgin biçimde düştüğünü de gördük. Asprilla çok daha erken oyuna girebilirdi; Okan Buruk, Lemina yerine Asprilla’yı ancak 83. dakikada oyuna alabildi. Geç kalınmış ama olumlu bir hamleydi; Asprilla girdiğinde hemen hareketlilik getirdi ve çok pozitif şeyler gösterdi. Son bölümlerde Galatasaray, aşırı ölçüde kenar ortasına bağımlı bir hâle geldi.

Galatasaray’ın 1-1’e getiren golü, sol taraftan açılan bir ortada arka direkte Singo’nun vuruşuyla geldi. Sonrasında da benzer paternler tekrarlandı; Galatasaray’ın ceza sahasında anlık kalabalıklaşması Trabzonspor’un dörtlü savunmasını sıkıştırıyor, arka direkte bek oyuncusu rakip stoperle eşleştiğinde bir oyuncu boş kalabiliyordu. Fatih Tekke bu tabloya karşılık Nwakaeme yerine Lovic’i oyuna alarak beşliye döndü. Trabzonspor’un bu beşliye dönme refleksi, önde olduğu pek çok maçta gördüğümüz bir şey ve bu maçta da işe yaradı; Trabzonspor yaklaşık 78. dakikadan itibaren geride beşli hatla oynadı ve Galatasaray, beşli hat karşısında hem hava toplarında hem seken toplarda boş adam bulamadı.

Maçın son değişiklikleri de dikkat çekiciydi. Trabzonspor’da Ozan Tufan ve Zubkov oyundan alındı, yerlerine Umut ve Okay girdi; Fatih Tekke’nin son derece mantıklı, fiziksel direnci korumaya yönelik hamleleriydi bunlar. Galatasaray’da ise Yunus yerine Ahmet Kutucu oyuna dâhil oldu; Okan Buruk hücumdaki son kozunu oynadı.

Burada bir parantez daha açmak istiyorum: Maç boyunca her iki kanadı da aktif biçimde kullanan Trabzonspor’da kanat oyuncularının ikinci yarıda bazı sıkıntılar yaşadılar. Nwakaeme yaşlı bir oyuncu, Zubkov ise kondisyon ve dayanıklılık açısından eforlu bir profil değil. Bu sebeple ikinci yarıda savunmaya geri koşu kapasitelerinin azaldığını gördük. Belki bir değişiklik Trabzonspor’a orada iyi gelebilirdi lakin kulübedeki sıkışıklık bu değişikliğin olmasını engelledi.

Büyük Tablo: Maçın Özeti ve Şampiyonluk Yarışı

Genel tabloya bakacak olursam bu maç, Galatasaray açısından ciddi bir hayal kırıklığıydı. Trabzonspor’un Galatasaray’ı gerçekten şaşırttığını düşünüyorum. Çok ateşli oynadılar ve maçın büyük bölümünde çok az boşluk verdiler. Galatasaray, Yunus ve Icardi üzerinden kurduğu planı hiç sahaya yansıtamadı; kanatlar üzerinden de oyun kuramadı, uzun ve ikinci toplar özellikle ilk yarıda hep Trabzonspor’da kaldı. Okan Buruk devre arasında iyi müdahaleler yaptı ve Galatasaray’ı oyuna geri döndürdü; burada hocanın hakkını teslim etmek gerekiyor. Ama Trabzonspor tam oyundan düştüğü anda duran toptan skoru 2-1’e taşıdı ve maçın gerçek kırılma noktası bence tam buydu. Galatasaray’ın Milli ara öncesi rakibi Liverpool’a neredeyse 6 gol beklentisi vererek ve çok kötü oynayarak aldığı ağır Liverpool yenilgisiyle Şampiyonlar Ligi’ne veda ettiklerini de düşününce, Galatasaray’ın bu mücadeleye ne kadar hazır geldiği büyük bir soru işaretiydi. “Kafaları maçta değildi” demek haksızlık olur; ama çok iyi dönmediklerini ifade etmek gerekiyor.

CYF Maçın Oyuncusu kime gidiyor derseniz, bu maçta Wagner Pina’yı öne koymak zorundayım. Hem golün mimarı hem de Galatasaray’ın en tehlikeli hücum opsiyonunu maç boyunca felç eden performansıyla bu ödülü hak etti. Wagner Pina maçta en fazla sprint atan oyuncu ve en fazla templu koşu yapan ikinci oyuncu. Tam 26 sprinti var ki bu gerçekten müthiş bir istatistik. Bunun yanında pas arası ve top kapma gibi verilerde de lider. 3’te 2 çalım, 4’te 3 orta, 1 asist ve 3 kilit pas ekleyerek belki de kariyer maçını oynadı. Hem savunmada hem hücumda inanılmaz fark yarattı. Siz de yorumlarda maçın adamının kim olduğunu belirtmeyi unutmayın.

Bu galibiyetle şampiyonluk yarışında kartlar gerçekten yeniden dağıtıldı. Galatasaray’ın elinde çarşamba günü Göztepe ile İzmir’de oynayacağı çok kritik bir erteleme maçı var; bu maçı da kazanırsa tablo yeniden şekillenecek. Hâlâ en yüksek şans Galatasaray’ın, en düşük Trabzonspor’un. Ama Trabzonspor ile Fenerbahçe’nin şanslarının bu noktada neredeyse aynı seviyede olduğunu söylemek yanlış olmaz; averaj dezavantajı da Trabzonspor’un Fenerbahçe karşısındaki dezavantajlarından biri olmaya devam ediyor.

Son olarak şunu eklemeden geçemiyorum: Son 6 haftaya girildiğinde Trabzonspor’un şampiyonluk yarışında yer alacağını kim tahmin edebilirdi? Rakiplerinin yanında son derece kısıtlı bir bütçeyle, üstelik sezon başı takım kaptanını Galatasaray’a göndermiş bir takımın buraya gelmesi gerçekten büyük bir iş. Trabzonspor’u, Fatih Tekke’yi, oyuncuları ve yönetimi tebrik etmek gerekiyor. Sezon sonu mutlu son olmasa bile devam etmesi gereken bir oluşum olduğu aşikar. Şampiyonluk zor mu? Evet. Trabzonspor favori mi? Hayır. Ama bu futbol ve Trabzonspor net bir şekilde yarışın içinde.

Cesur Yeni Futbol’a abone olmayı ve bizi YouTube, Spotify ve X’ten takip etmeyi unutmayın. Esen kalın.

Yorum bırakın