Cesur Yeni Futbol’a hoş geldiniz. Avrupa’da sezonun resmi açılışını yaptık. UEFA Süper Kupa mücadelesi, Udine şehrinde Stadio Friuli Stadyumu’nda oynandı. Normal süresi 2-2 biten mücadeleyi PSG penaltı vuruşları sonrası kazandı ve Süper Kupa’yı tarihinde ilk kez müzesine götürdü. Bu, Fransa tarihinin de ilk Süper Kupası oldu.
Tottenham maça geride bir 5’li hat ile başladı ve maç genelinde de PSG’yi 5-3-2 dizilişiyle savundu. Van de Ven, Romero ve Kevin Danso stoper hattıyla oynayan Tottenham’da, Udogie’nin yokluğunda solda Spence ve sağ bekte her zamanki gibi Pedro Porro vardı. Merkezde Bentancur, Palhinha ve Sarr, en uçta ise Richarlison-Kudus ikilisi forma giydi. Thomas Frank, kadroyu da oyun planını da her blokta kompakt savunma ve hücum geçişlerindeki hıza odaklı kurguladı. Maç boyunca topla neredeyse hiçbir derdi olmayan bir Tottenham izledik. Hangi bölgeden olursa olsun serbest vuruşları yavaş ve uzun kullanan, ceza sahasında yaratacağı kaosla veya kaptıkları toplarla dengesiz savunmanın arkasına atacakları koşularla skora gitmeyi planlayan bir Tottenham vardı. Maddison ve Kulusevski’nin olmadığı denklemde, akan oyunda bir şeyler yaratma şansları yüksek değildi fakat fiziksel avantajlarıyla özellikle setlerde fark yaratabilirlerdi ki öyle de oldu. Özellikle ilk 55 dakikada Tottenham’ın ceza sahasına gönderdiği her top set pozisyona dönüştü: Serbest vuruşlar, taç, korner… Thomas Frank’in Brentford’u, duran toplarda Premier Lig’in en başarılı takımıydı. Atılan gol anlamında tüm Premier Lig’de 13 gol ile 5. sırada olsalar da duran toplardan bütün sezon sadece 2 gol yiyerek defansif anlamda en başarılı takım oldular. Takımdaki oyuncu profillerini de hesaba katınca bu gerçekten olağanüstü bir istatistikti. Elbette burada krediyi Thomas Frank kadar, o takımın duran top antrenörü Keith Andrews’a da vermek gerekiyor ki kendisi, Thomas Frank’in Tottenham’a geçişinden sonra Brentford’ın yeni teknik direktörü oldu.

Duran toplar kadar, kazandıkları toplarla da etkili olan bir Tottenham gördük. Özellikle ilk yarıda, PSG hücuma tamamen yerleştikten sonra alanları çok iyi kapatarak 2. bölgede top kazandılar ve çok fazla geniş alan buldular; ancak çoğunu iyi değerlendiremediler. Özellikle merkezdeki üçlü, bu oyun için bile aşırı defansif kalıyordu. Sarr ile birlikte topu öne daha hızlı taşıyacak bir oyuncu olsaydı, kontra ataklardaki performans daha da yukarı çıkabilirdi. Lakin dediğim gibi, eldeki kadroyla da iyi bir performans sergilediler ve plan tuttu. Topa sadece %29’la sahip oldular, rakiplerine 0.33 gol beklentisi verdiler ve hiç isabetli şut çektirmediler. PSG ilk yarıda rakip ceza sahasına sadece 8 kez girebildi. Tottenham ise 1 gol attı, 1.22 gol beklentisi üretti ve 3 isabetli şut gönderdi. Genel olarak temponun düşük olduğunu ve bu seviyedeki iki takımın maçına göre topun oyunda kalma süresinin az olduğunu söyleyebiliriz. Ancak hem sezon başı olması hem de Tottenham’ın oyunun böyle oynanmasına bir itirazının olmaması maçı bu hâle getirdi.
Madalyonun öbür tarafında ise işler tam tersiydi. PSG ilk yarıda istediği oyunu ortaya koyamadı. Son derece hareketsiz ve topu her zaman olduğundan çok daha yavaş döndüren bir PSG izledik. Dembele’nin derine gelip Barcola’ya yaptığı servisler dışında düzgün hücumlar neredeyse hiç seyretmedik. Merkezde Doue ve Zaire Emery sürekli kayboldu. Ön tarafta top hızlı dolaşmadı ve hatlar arasına ne düzgün bir top ne de düzgün bir koşu geldi. İlk yarıda PSG’nin bütün üretkenliği Barcola’nın driblingine bakıyordu. Sağ taraftaki Kvaratskhelia ve Hakimi ikilisi de bir ikili oyun oluşturamadı. Özellikle Dembele derine geldiğinde, Doue ve Zaire’nin ön tarafa ve kanatlara biraz daha yaklaşmasını beklerdim; ancak dediğim gibi çok hareketsiz ve izole kaldılar.

Açıkçası bu ilk yarıdan sonra ikinci yarıya da aynı 11’le çıkılmasına çok şaşırdım. 48’de Romero ile ikinci gol de gelince, Luis Enrique çözüm aramaya başladı. 60’ta Kvicha sinirli bir şekilde kenara geldi ve maestro oyuna girdi. Günümüz futbolunun en “underrated” oyuncularından olan Fabian Ruiz maçı çok değiştirdi. İkinci yarının başlangıç düdüğünden itibaren ilk yarıya göre daha hareketli olan PSG, Fabian Ruiz’in girişiyle topu çok daha iyi dolaştırmaya başladı. Ruiz hem toplu hem topsuz oyunda o kadar önemli bir etki yaratıyor ki etkilenmemek mümkün değil. Basit pasları mükemmel atıyor ve her verdiği pastan sonra savunma arkasına attığı koşularla, hatlar arasında aldığı toplarla rakip savunmanın dengesini inanılmaz bozuyor. O mükemmel savunma diziliminin kaymasını sağlıyor, yani rakip savunmayı ciddi anlamda zorluyor. Fabian girdikten sonra sağ tarafa geçen Doue de çok daha rahat oynadı. İlk kez kendine rahat bir dribling alanı buldu ve ilk isabetli şutunu attı. 60. dakikadan sonra PSG %82 ile topa sahip oldu, 0.92 gol beklentisi üretti, 3’ü isabetli 8 şut attı ve 13 kere rakip ceza sahasına girdi. Tottenham ise 0 gol beklentisi ve 1 ceza sahasında topla buluşma ile son yarım saati tamamladı. 67. dakikada etkisiz bir performans sergileyen Zaire’nin yerine Lee oyuna girdi. Hatlar arasına daha çok girmesi ve daha hareketli olması beklenirdi; ancak ilk yarıda olduğu gibi ikinci yarıda da aynı durağan oyunu oynayan bir Zaire vardı. Değişiklik çanları uzun süredir çalıyordu. Lee oyuna girdikten sonra PSG’nin hücum gücünü arttırdı ve golünü de attı. 67. dakikadaki bir diğer değişiklik ise sakatlanan Barcola’nın yerine oyuna giren Mbaye’ydi. 77’de skor hâlâ 2-0 Tottenham lehine iken, Luis Enrique’den bir hamle daha geldi. Maçın başından itibaren ceza sahası içi ve çevresinde çoğalmakta ne kadar zorlandıklarından zaten bahsetmiştim ve şunun da altını çizmem gerekiyor:
İlk yarıdaki ceza sahasına girişlerde, Zaire ve Doue’nin ceza sahasına doğru zamanda girmemeleri de başka bir problem yaratmıştı. Barcola’nın bulduğu geniş alanları değerlendirerek ceza sahasına girdiğinde, penaltı noktası ve çevresinde hiç PSG’li oyuncu olmayan anlar gördük. Dembele derine gelerek Vitinha ile beraber oyun kurduğu için özellikle merkezdeki bahsettiğim iki oyuncu ve Kvara’nın bu koşuları daha net yapması gerekiyordu; ancak bu oyuncular bekleneni veremedi ve oyundan alındı. 77’de, bu probleme de bir çözüm ümidiyle Gonçalo Ramos, Doue yerine oyuna dahil oldu. Dembele sağ kanada geçti ve daha geniş bir alanda oynadı. Değişiklikten tam 8 dakika sonra Lee’nin golü geldi. Dembele sağda topu aldı ve orta açacak alanı buldu. Gonçalo’ya gönderdiği orta savunmadan sekti ve topu alan Vitinha, bir kontrol ve bir pas dokunuşuyla Lee’nin sol ayağına çok iyi bir pas attı. Lee tek dokunuşla topu biraz önüne yuvarladı ve ayak üstü bir şut için harika bir pozisyon oluşturdu. Ardından attığı harika şut ağlarla buluştu. Bu gol, değişikliklerin net bir sonucuydu. Hem Lee’nin topu aldığı nokta, hem sağ tarafta Dembele’nin ortayı açan oyuncu olması hem de Gonçalo’nun ceza sahasında ortalığı karıştırması bu golü getirdi. PSG baskısına durmadan devam etti. 90+4’te top bir o kanada, bir bu kanada çok hızlı döndü. Dembele savunma arkasına attığı koşudan sonra Gonçalo Ramos, doğru zamanda doğru yerde kafayla golü yaptı ve skora eşitliği getirdi.

İlk yarıda mental ve taktiksel, ikinci yarının başında sadece taktiksel olarak kötü olan PSG, maçı adım adım toparladı. Son yarım saati harika oynadı, skoru eşitledi ve kupayı penaltı vuruşları sonrası müzesine götürdü.
Genel bir fotoğraf çekmek gerekirse, Tottenham mevcut kadrosuyla aşırı olumlu sinyaller vermiyor. Özellikle merkez ve kanat eklemeleri elzem. Mevcut kadroyla hem lig hem Şampiyonlar Ligi’nde etkili olmaları mümkün değil. Çok iyi oyunculara sahipler; ancak bu sezon o sezon da değil gibi görünüyor. Büyük bir sakatlık krizi daha yaşamadıkları sürece geçen sezonki gibi son sıralara demirleyeceklerini düşünmüyorum; ancak kendilerini ilk 4 içerisinde hiç görmüyorum. İlk 7’ye girebilirlerse iyi bir sezon geçirmiş olurlar. Lakin zamanla çok daha iyi olabilecek bir takım. PSG sezona daha yeni ısınıyor. Bu sebeple ilk yarıdaki performans düşüklüğünü çok absürt görmüyorum. Bu sene de Şampiyonlar Ligi için en önemli adaylardan biri onlar. Yine iyi bir sezon geçireceklerine eminim. Bu mücadelede Joao Neves’in yokluğunu fazlasıyla hissettiler. Bu maçtan sonra “Zaire acaba bir sezon kiralansa daha mı iyi olur?” diye düşünmeden edemiyorum. Çok yüksek potansiyele sahip bir oyuncu; ancak yüksek seviyede daha fazla maç temposuna ihtiyacı var. Özellikle hücumdaki bazı fundamentallerde sıkıntı çektiğini görüyorum. Dembele her pozisyonda savunmanın önüne gelmeden de topu götürebilmeleri gerekiyor. Joao olduğunda işler çok daha kolaylaşıyor; ancak Zaire konusu biraz düşünülmeli.
Maçın adamı Dembele’ydi. Yaptığı asistin dışında, ilk yarıda takımın hiçbir şey üretemediği anlarda sürekli olarak sahneye çıktı ve Tottenham savunmasını zorladı. Sahanın her yerinde vardı ve sahanın her yerini çok iyi oynadı. Her ne kadar Fabian Ruiz çok büyük bir etki yapmış olsa da Dembele’nin 90 dakikalık performansını diğer oyuncuların önüne koymak zorundayım. Yani CYF Maçın Oyuncusu ödülü Ousmane Dembele’ye gidiyor. Bakalım Ballon d’Or’u o mu kazanacak? Lütfen yorumlarda Süper Kupa finali ve Ballon d’Or ile alakalı görüşlerinizi belirtin.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Cesur Yeni Futbol web sitesine aşağıya e-posta adresinizi yazarak abone olabilirsiniz. Bizi Spotify ve YouTube’dan da takip etmeyi unutmayın. Esen kalın.






Yorum bırakın